"Her dinde, öyle ya da böyle, kurban vardır. Değerli bir mal varlığı feda edilir. Tevrat dininin merkezî miti İbrahim'in oğlunu kurban etmesidir. Hıristiyan dininin merkezî miti İsa'nın kendini kurban etmesidir. Tesadüf olmasa gerek.

Hemen her dinde bedene zarar verme ritüelleri bulunur -büluğ çağına erenlerin ön dişleri kırılır, veya bir parmak kesilir, penise şiş sokulur, köz üzerinde yürünür. Dindar insanlar birçok toplumda dünya nimetlerinden geçici veya kalıcı olarak el çekerler, manastıra kapanırlar, derviş olurlar, oruç tutarlar, en azından Şabat günü nefislerini terbiye etme uğruna her türlü faydalı işten sakınırlar. Yıllarca çalışıp uzun ve zor metinleri -özellikle anlaşılmaz bir dilde yazılmış metinleri- ezberlerler; günlük yaşamlarının bir kısmını belli sözleri defalarca tekrarlamaya ayırırlar. Bu davranışların her birinin mesajı aynıdır: Bak, ortak değerler uğruna ne çok şeyi feda etmeye hazırım. Bana güven! Benim aidiyetim ucuz ve fırsatçı bir aidiyet değil, hayat boyu beni bağlayan, yaşamımı ve bedenimi şekillendiren, samimiyetinden kuşku duyamayacağın bir aidiyettir. Beni aranıza alın, sizi yarı yolda bırakmam. Ödediğim bedeller ödeyeceklerimin güvencesidir.

Oysa Fenerbahçeli olmak ya da Spagetti Canavarı "dinine" mensup olmak için arasıra bazı etkinliklere katılmak ve uygun ortamda birtakım kalıp sözleri söylemek yeterlidir. İnancı terk etmenin bedeli cüzidir. O yüzden bu inançlar din sayılmaz.

Tarihteki büyük dinî nefret hadiselerinin birçoğu yabancı dinden olanlara değil, aidiyet ve samimiyetleri kuşkulu olan dindaşlara yöneltilmiştir. İspanyol engizisyonun hedefi kâfirler değil, 1492'den sonra zorla ya da fırsat saikiyle Hıristiyan olan Yahudi ve Müslüman dönmeler idi. Alman Yahudileri gettodan çıkıp kitlesel olarak asimile olmaya başladıklarında yok edildiler. Tekfirci mücahitler asıl misyonlarını, Batılıları bırakıp içerideki şirk ve bidat ehline yöneldiklerinde buldular." Biz bu din uğruna bunca bedel ödedik, ödüyoruz, bunların bedavadan faydalanmasına izin vermeyiz" -mantık budur.

Fedakârlık fikrinin izini sürdükçe daha ilginç yerlere de varmak mümkün. Evladını feda etmekten ötesi nedir? Aklını feda etmek. Dini inanç denilen şey de sonuçta bu değil midir? Rasyonel düzlemde savunamayacağın, aynı inancı paylaşmayanların gülünç bulup alay edeceği tezleri insan neden benimser? Bakire kızın çocuk doğurmayacağını, İsa'nın öldükten sonra kendini diriltemeyeceğini herkes bilir. Bunların aksini savunmak tıpkı penisine şiş sokmak, kebabın lezzetli kısmını toprağa dökmek gibi bir tür radikal fedakârlık değil midir? "Öylesine sadığım ki ortak davaya, al, beynimi de atıyorum toprağa."

Milyarlarca insanın akıl dışı şeylere inanmasını ya da inanıyor görünmesini böyle açıklayınca nasıl aydınlanıyor her şey!"

[sevan nişanyan, saklı canlılar, piramitler, doğuran bakireler]

kitaplar insanın mutsuzluğuna teselli sandığımız bir derinlik katar yalnızca.

[orhan pamuk, benim adım kırmızı, s.387]

woman, is thy name really frailty?

Chivers' subjects identified themselves as straight or lesbian. They were shown images of sex between men and women, women and women, men and men, and a pair of bonobos (a species of ape). The subjects, straight and lesbian, were turned on right away by all of it, including the copulating apes. While they watched, they also held a keypad on which they rated their own feelings of arousal. So Chivers had physiological and self-reported scores. They hardly matched at all. Chivers' objective numbers, tracking what's technically called vaginal pulse amplitude, soared no matter who was on screen and regardless of what they were doing, to each other, to themselves. The keypad contradicted the plethysmograph entirely. The self-reports announced indifference to the bonobos. But that was only for starters. When the films were of women touching themselves or enmeshed with each other, the straight subjects said they were a lot less excited than their genitals declared. During the segments of gay male sex, the ratings of heterosexual women were even more muted.

theguardian.com/books/2013/jul/05/what-do-women-want-extract/print
"If happiness is about getting what you want, it appears that meaningfulness is about doing things that express yourself."

"Meaning therefore presents itself as an important tool by which the human animal might impose stability on its world."

"The meaningful life, then, has four properties. It has purposes that guide actions from present and past into the future, lending it direction. It has values that enable us to judge what is good and bad; and, in particular, that allow us to justify our actions and strivings as good. It is marked by efficacy, in which our actions make a positive contribution towards realising our goals and values. And it provides a basis for regarding ourselves in a positive light, as good and worthy people."

aeon.co/essays/what-is-better-a-happy-life-or-a-meaningful-one
Burada meselenin ortaya konan karakteri gereği, nihayet ulaşılan haz ve zevkin ardından her âşık çarpıcı bir hayal kırıklığı yaşayacaktır ve öylesine özlemle arzu edilmiş olan şeyin, başka her cinsel tatminde olduğundan öteye bir iş yapmadığını, dolayısıyla da kendisini öyle fazla bir yere götürmemiş olduğunu görüp şaşıracaktır. Çünkü o arzunun, onun öteki bütün arzuları ile olan ilişkisi, türün birey ile olan ilişkisi gibi, yani bir sonsuzun sonlu ile olan ilişkisi gibidir.
cafrande.org/vefasizliga-metafizigi-schopenhauer/
The Buddhist lama Dzongsar Khyentse Rinpoche (also known as Khyentse Norbu) gave a famous lecture on love and relationships in 2010, in Bir, in northern India. With romantic relationships, he said, "We don’t really have a choice. When it comes, it comes. What is important about relationships is not to have expectations. If you are a couple, your attitude should be that you have checked into a hotel for a few days together. I might never see her again tomorrow. This might be our last goodbye, our last kiss, together. Maybe it will help; it will bring out the preciousness of the relationship. When the relationship comes, you should not be afraid."
chronicle.com/article/The-Marriage-Paradox/144821/