para hayatımızdan çıksaydı bir anda ne olurdu?

kendimce cevaplamıştım]

güzel soru. kendimden giderek cevaplayayım. sabah işe gitmek için erkenden kalkıyorum. kahvaltıya sıcak ekmek lazım. markete gisiyorum. hobaa, marketçi kimseye bir şey vermiyor. zaten ekmekler de taze görünmüyor. fırıncı da orda. marketçiye ekmek verecek ama niyeyse güvenemiyor bu sefer. dün vermiş, geçen hafta vermiş, her gün vermiş ama neye güvenerek vermiş belli değil. kalabalığın homurtularına dayanamayıp bir orta yol buluyorlar sonunda. marketçi fırıncının istediği birkaç çeşit kutu gıda karşılığında ekmekleri teslim alıyor. marketçiyle başbaşa kalıyoruz. ama adam hala kimseye bir şey vermiyor. neyinize güvenip de size malımı vereyim diyor başka da bir şey demiyor. ama bundan önce hep vermiştin diyoruz. kendimizi haklı görüyoruz ama bir yandan da adamcağıza içimizden hak veriyoruz. marketçi çoğumuzu tanıyor. eski alışverişlerimizden dolayı bize malından vermeye de razı görünüyor aslında. ama bizden bir garanti istiyor. ben size bu malı veririm ama yarın öbür gün bu mallar bitecek. ondan sonra ben ne yapacam, neye güvenerek bu mallardan getirtecem? marketçi haklı. bu arada yüksek sesli konuşmaları duyan mahalleli toplandıkça ortam kalabalıklaşıyor. herkes etraftan haberlerle geliyor. her yerde aynı sorun varmış. kimse iş yapmıyormuş. minibüs, simitçi, boyacı, polis kimse çalışmıyor. herkeste bir güvensizlik. kimi yerlerde yağmalamalar olmaya başlandığı haberleri geliyor. anarşi çıkmış deniyor her yerde. herkeste bir korku, güvensizlik. birbirini tanıyanlar o korkuyla birbirine daha yakınlaşıyor. ama tanımadığı herkesten katilmişçesine korkuyor. öğleye doğru radyo ve televizyonda tüm kanallarda tek yayın geçiliyor. asker yönetime el koymuş. anarşik olaylara karışanlara karşı tavizsiz güç kullanacağı, halkın bu tür olaylar hiçbir şekilde prim vermemesi gerektiği ve yeniden düzene girene kadar her şehirde tüm halka gıda dağıtımının yapılacağını bildiriliyor. ikindiye doğru belediye megafonlarından anons sesleri duyuyoruz. askerin olaya el koymasıyla devlet memurlarına ve belediye çalışanlarına görevlerinin başına geçmeleri emri verilmiş. işten kaçanların idam edileceği söyleniyormuş. garnizon komutanının emri ile muhtarlık ve nüfus müdürlüklerinden yerel halkın sayısı çıkartılıp gıda dağıtımı yapılacak kişi sayısı belirlenmiş. akşama doğru tanıdıklarla beraber aile reisi olarak nüfus cüzdanım ile meydana gidiyorum. görevli asker listeden ismimi buluyor, gıda kutumu alıyorum. etraftan korka korka muhitimize gidiyoruz. kimse ailesiyle kalmaya cesaret edemiyor. erkekler birarada mahallenin giriş ve çıkışlarında nöbetleşe içinden çıkılmaz bu duruma karşı devletin bulabileceği, bulması gereken çözümleri tartışıyor. kadınlar ve çocuklar da toplu olarak birarada kalıyorlar. dağıtılan gıdaların birarada ortak tüketilmesinin herkesin yararına olacağı fikri kabul görüyor, yemekler ortak yapıp yeniyor. ertesi gün sabah yeni bir haber ile uyanıyoruz:



bütün üretim faaliyetleri devlet adına geçici bir süre askerin yönetimi altına giriyor. herkesin üretim faaliyetlerine katılması salık veriliyor. asker temel gıda, barınma, sağlık, eğitim garantisi veriyor. ama önceliğin çalışanlarda olduğu vurgulanıyor. anarşiye taviz verilmeyeceği bir kez daha sert bir şekilde hatırlatılıyor. dün akşam itibariyle öldürülen/idam edilen anarşist sayısı veriliyor. bir nebze olsun rahatlıyoruz. insanlar üretim faaliyetlerine katılmak için devletin kurduğu iş bürolarına akın ediyor. önceliğin tarımda olduğunu öğreniyoruz. tarım işlerinden anladğını ispat edenler hemen işe alınıyor, arada memurların tanıdıklarını kayırdığını da görmüyor değiliz. ama birçok kişi benimle aynı sorunu yaşıyor. eskiden yaptığımız işlerin artık bir değeri yok memurların gözünde. hizmet sektöründe çalışanların durumu vahim. bir sekreter devlet için nasıl sekreterlik yapacak? turizm acentası çalışanları birer vasıfsız insan konumundalar artık. hizmet verilen kurum devlet olunca insanlara hitap eden çoğu hizmet işi geçersiz oluyor.

günler harıl harıl gıda üretimiyle geçerken televizyonlarda birçok ülkenin farklı ekonomik sistemler geliştirdiği haberlerini izliyoruz. temelde her ülke, dünyanın en büyük askeri güçleri olan iki ülkenin geliştirdiği ekonomik sistemler arasından birisine geçtiğini ilan ediyor aslında. bizim ülke yetkilileri de haftaya yeni bir ekonomik sisteme geçeceğini ilan ediyor. ilan edilen sistem aslında tanıdık geliyor. nasıl yürüdüğü bilinmeye eski sistemde olduğu gibi üretim sistemli olarak devletin elinden müteşebbislere verilecek. devlet üretim faaliyeti gerçekleştirenlere alım garantisi verecek. karşılığında ise talebin azlığına-çokluğuna göre ürünün değeri hesaplanarak devletçe bastırılan ve devlet onaylı-garantili emek sertifikası verilecek. bu sertifikayı vatandaşlar kendi aralarında değiş tokuş edebilecekler. bu sayede mesela marketçi emek sertifikası ile fırıncıdan ekmek alabilecek. aynı şekilde marketçi emek sertifikası karşılığında insanlara ekmeklerden satabilecek. böylece aşama aşama üretim faaliyetleri devletin elinden çıkıp insanlara geçecek. devlet sadece emek sertifikasının garantörü olacak.



kabaca senaryom bu. yani eski düzenin alışkanlıklarından dolayı para icat edilir. gece gece iyi kastırdın bana ama :)