a portrait of the artist as a young man

"kumsalda uzun bir dere vardı, içine basarak yürürken deniz yosunlarının bu bitip tükenmez sürüklenişine şaştı. zümrüt yeşili, kara, al, ve zeytuni renkleriyle akıntının altında kımıldıyor, sallanıyor, dönüyorlardı. bitip tükenmez sürüklenmiş yosunlardan derenin suyu kararmıştı ve yüksekte sürüklenen bulutları yansıtıyordu. bulutlar tepesinde sürükleniyordu sessizce ve sessizce deniz yosunları sürükleniyordu ayaklarının dibinde ve kurşun renkli ılık hava durgundu ve yeni yabanıl bir hayat türkü söylüyordu damarlarında.

neredeydi çocukluğu şimdi? kendi alınyazısından kaçan, yaralarının utancını tek başına düşünen ve çirkinlikle yapmacıktan kurulu evinde dokununca dağılan soluk kefenler ve çelenklere bürünüp kraliçelik süren ruh neredeydi? ya da, o neredeydi?

o yalnızdı. kimsenin ilgisini çekmiyordu, mutluydu, hayatın yabanıl yüreğine de yakındı. yalnız ve genç ve başına buyruk ve yabanıl yürekliydi ve yabanıl hava ıssızlığı ve tuzlu sular ve kabuklarla yosunlardan deniz ürünleri perdeli kurşuni gün ışığı ve şen-giyimli hoş-giyimli çocuk ve genç kız biçimleri ve havada çocuksu ve kızımsı sesler ortasında yalnızdı.

önünde derenin orta yerinde bir genç kız duruyordu, yalnız ve kıpırtısız, denize doğru bakarak. büyülenerek garip ve güzel bir deniz kuşu biçimine getirilmiş birine benziyordu. uzun ince çıplak bacakları bir turnanınkiler gibi narindi ve tertemizdi, yalnız zümrüt renginde ince bir yosun bir işaret olarak yerleştirmişti kendini ete. daha dolgun, ve fildişi gibi açık renk bacakları neredeyse kalçalarına kadar çıplaktı ve donunun beyaz dantelleri ak yumuşak kuş tüyünü andırıyordu. koyu mavi eteği beline yiğitçe dolanıp iliştirilmiş, arkasında bir kumrunun kuyruğu gibi düğümlenmişti. göğsü bir kuşunki gibiydi, yumuşak ve küçük, küçük ve yumuşaktı koyu renk bir kumrunun göğsü gibi. ama uzun açık renk saçları genç kızımsıydı; ve genç kızımsı, ve ölümlü güzelliğin harikalığıyla bezenmişti yüzü.

yalnız başına ve kıpırtısız, denize bakıyordu; onun varlığını ve gözlerini tapınmasını sezince gözleri ona doğru çevrildi bakışına sessizce katlanarak, utangaçlık ya da işvelilik göstermeden. uzun, uzun bir süre katlandı bakışına, sonra gözlerini yavaşça onunkinden ayırarak dereye doğru çevirdi, suyu ayağıyla hafifçe oraya buraya iterek. hafif hafif kıpırdayan suyun ilk küçük gürültüsü sessizliği bozdu, alçak, hafif ve fısıltılı, uyku çanları kadar hafif; oraya buraya, oraya buraya ayağıyla karıştırarak; ve hafif bir alev titredi yanağında.

-ey ulu tanrı! diye haykırdı stephen’ın ruhu, dünyevi bir sevinç taşmasıyla.

ansızın kıza sırtını dönüp kumsal boyunca yürümeye başladı. yanakları yanıyordu; gövdesi tutuşmuştu; eli ayağı titriyordu. ileri ve ileri ve ileri ve ileri yürüdü, kumların ta ötesine kadar, yabanılca türkü söyleyerek denize, ona haykıran hayatın gelişini karşılamak için haykırarak.

kızın imgesi ruhuna işlemişti sonsuza kadar ve hiçbir söz bozmamıştı coşkusunun kutsal sessizliğini. kızın gözleri onu çağırmış, ve ruhu hop etmişti bu çağrıya. yaşamak, yanılmak, düşmek, kazanmak, hayattan hayatı yaratmak! yabanıl bir melek belirdi önünde; ölümlü gençlik ve güzelliğin meleği, hayatın şen saraylarında bir haberci bütün yanılgı ve zafer yollarının kapılarını ona açmak için. ileri ve ileri ve ileri ve ileri"
(kitaptan...)