antichrist



korkularla yüzleşmeyi anlatan masal-film.

anlatımı masalsı çünkü iki karakter (ve çocuk) dışındaki tüm insanların yüzleri blurlanmış. yani bu iki karakter dışında bilmemiz gereken, hikayeye yön veren birileri (toplum) olmadığı mesajını alıyoruz. zaman zaman kullanılan soyut/fantastik/gerçek dışı görsellerle (konuşan tilki, kadının eden tasviriyle önümüze gelen görüntüler, epilogda beliriveren insanlar) bu anlatım pekiştirilmiş. sonuç olarak izlediğimiz şey bir ortaçağ masalının günümüz teknikleriyle zaman zaman gotiğe kaçan bir anlatımı. burada dikkati çeken bir başka şey de görüntü ve seslerdeki tercihler: trier'in görüntülere hakimiyeti etkileyici. ilk izlenim olarak yönetmenin görüntüyle oynamalarını izleyince genç bir klip yönetmenin kendini yaratıcılığını sınaması gibi gelse de filmin tamamına bakınca yönetmenin hiçbir seçimi eğreti durmuyor, çünkü bir masalı kendi diliyle anlatıyor bize. karşımızda işinin ehli birisi var belli. diyaloglardaki seslerin "yankılı" olmasına bulabildiğim tek cevap ise anlatılan masalın aslında bir kişinin -muhtemelen hücre gibi izbe bir yerde tek başına yaşayan biri hayal ediyorum- kafasından geçenler olduğunu izleyiciye hissettirmek. edgar allan poe'nun the raven şiirindeki anlatım gibi. o yüzden biraz gotiğe kaçıyor gibi film ama emin değilim, bilmiyorum.

filmin ana mekanına gelirsek: burada da ortaçağ masallarında sık kullanılan bir öğe ile karşılaşıyoruz: orman.  orman insanlar için her zaman korkunun ve kötülüğün merkezi olmuştur (bkz: blair cadısı). filmi izlerken bu alışkanlığın verdiği gerginlikle hep teyakkuzdaydım. ama çok şaşırtıcı bir biçimde trier bu korkuya dair net hiçbir saldırıda bulunmuyor seyirciye. bize kendi sanrımızla kendimizi korkutmak kalıyor. halbuki orman tüm film boyunca nötr konumdaydı. hatta işin ilginci filmin karakterlerini bile ormandan hiçbir zaman korkulacak bir kötülük merkezi olarak algılarken görmedik. ama karakterlerin ormana bakış açılarıyla ormanın ve orman ahalisinin tavır aldığını da net bir biçimde görüyoruz (filmin tarkovksi'ye adanmış olması ister istemez solaris  gezegeniyle orman arasında bir paralellik kurduruyor insana). kadın pelitlerin düşüşünü ölen tüm şeylerin "ağlaması" olarak görürken, erkekse bu yorumu ancak bir çocuk masalı kadar anlamlı görüyor; kadın doğayı şeytanın kilisesi olarak adlandırıyor, toprağın ayaklarını yaktığını hissediyor; adama göreyse bunları tek nedeni var: çünkü "korku gerçeklik algısını bozuyor" (fear distorts reality). kadının üzerinde çalıştığı tezin kadın katliamı (gynocide) olması kendi korkularının gerçekliği hepten bozmasına ve kendi sebep-sonuçlarını ortaçağın korku anlayışına eklemlendirmesine sebep oluyor. verilmek istenen mesaj: orman korkulacak bir yer değil; korkunun temel sebebi korku piramidinin tepesindeki kadının/seyircinin "kendisi"dir. trier bizi ormana götürerek yüzleşme terapisi (exposure therapy) uyguluyor bize.

filmde kullanılan simgeler meselesi: çocuğun isminin nick olması ve ingilizcede şeytan'ın lakaplarından birinin old nick olması tesadüf olamaz. çünkü bu çocuk young nick, yani antichrist. tabi bu halde otomatikman babayı sağaltıcı terapist tanrı, anneyi de insanoğluna ezeli günahlarını kabul ettiren kutsal ruh olarak yerleştirip teslis'i kurabiliriz (bu tam oturmadı gibi sanki). mekanın adem ile havva'nın ilk yaşadığı ve ilk günahı işlediği yer olan eden (cennet bahçesi) olması bize anlatılanın iyiden iyiye modern bir "morality" oyunu olduğunu hissettiriyor (fakat bu oyundan çıkarılması gereken ahlaki ders nedir, hatta öyle bir ders var mı orasından da emin değilim). prolog bölümünde anne ile babanın seks yaptığı sırada karlar yağarken çocuk pencereden düşüyor. sonradan öğrendiğimize göre anne bu düşüşe bilerek seyirci kalmış. buna yapabileceğim yorum antichrist'ın ölümüne yol açma çabası (ya da doğumunu engelleme: çünkü antichrist doğmamış da olabilir aslında) olduğu yönünde. seks ile döllerin rahme yolcuğu başlar. kar tanelerin hepsi birer spermatozoid. cinsel birleşmeyle karlar (spermler) yere düşerken antichrist da ölüme gidiyor, kadının da istediği bu: çünkü kadın bu çocuğun doğmasını hiçbir zaman istemedi/istemiyor (filmle ilgili en iddialı yorumum bu).  tilki, ceylan ve karganın üç dilenciyi (three beggars) simgelemesi ise isa'nın doğumunu yıldızlardan öğrenip onu ziyaret eden üç kral'a gönderme olduğu açık. bu sefer doğan çocuk, beklenen christ değil, kıyamet alameti antichrist.

finalde adamın kadını boğarak öldürmesini "nefes tutma"  egzersizine gönderme yapan nihai çözüm olarak görmüştüm ama sonra kadını yakınca her şey belirsizliğe bürünüverdi yeniden benim için. adam bunu yaparak kadının son isteğini mi yerine getirmiş oldu, yoksa kadının (ve haliyle ortaçağ hakim görüşünün) talep ettiği cezanın doğruluğunu mu kabullendi, kestiremiyorum. ya da adam, ormanın kadından kendi intikamını da mı almasını istedi? çünkü kadını yakmak için ormanın kendisinden parça olan odunların kullanılması gerekiyor. sonuç olarak oğul ve kadın öldü, geriye adam ve onu (böğürtlenle) besleyen orman/doğa kaldı. kadın düşmanlığı yorumuna ziyadesiyle açık bir son.

burada yönetmeni pek tanımadığımdan "gerçek" amacı hakkında kestirmelerde bulunmam zor. ama "okur/seyirci" odaklı eleştiri kuramlarından biliyoruz ki yönetmen ne anlatırsa anlatsın veya niyetini ne kadar açık ederse etsin, seyirci sadece kendi gördüğünü/görmek istediğini alır. benim açıkça görebildiğim tek ahlaki mesaj: fear distorts reality. kaldı ki bu mesajı da ahlaki olmaktan çok, din-karşıtı bir görüş olarak algılayabiliriz.

son olarak filmle ilgili dikkatimi çeken iki ayrıntı var: birincisi, adamın giydiği mavi giysiler. alakasız olabilir ama aklıma blue velvet geldi birkaç karşılaşmadan sonra. neye delalet bu bilmiyorum. diğer ayrıntı da sonradan filmin trailer'ını izlerken farkettiğim "lars von trier" ve "antichrist" yazılarının tebeşir tahta üzerinde kısa bir arayla birbiri ardına gelmesi: bu yönetmen kendini nasıl biri olarak görüyor, çok merak ediyorum açıkçası.

bunun dışında daha birçok yarım kalmış ve oturtamadığım simge/sahne/replik var. en az iki kez izlemeyi gerektiren filmlerden biri antichrist.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder