içeriye hapsedilmiş zorbanın sesi: vicdan

"kendisinin ilk ama aynı zamanda en önemli tatminlerini engelleyen otoriteye karşı çocukta, talep edilen içgüdü yadsımalarının türü ne olursa olsun, büyük çapta bir saldırganlık eğiliminin gelişmiş olması gerekir. çocuk, bu öç düşkünü saldırganlığın tatmininden vazgeçmek zorunda kalır. bu güç ekonomik durumun içinden, bildik mekanizmalar aracılığıyla çıkar: el kaldırılamayan otorite, özdeşleşme yoluyla içe alınarak üstben olur ve insanın çocukken ona karşı yöneltmekten mutluluk duyacağı tüm saldırganlığın sahibi durumuna gelir. çocuğun beni, böylece alçaltılan bir otorite -babanın otoritesi- biçimini alan mutsuz bir rolle yetinmek zorundadır. durum, sıkça olduğu gibi, tersine dönmüştür. "ben baba, sen de çocuk olsaydın sana kötü davranırdım." üstben ile ben arasındaki ilişki, henüz bölünmemiş ben ile bir dış nesne arasındaki gerçek ilişkilerin, arzu tarafından çarpıtılmış geri dönüşüdür. bu da alışıldık bir olgudur. ancak aradaki asıl fark, üstbenin kökensel sertliğinin, tamamen (ya da bir bölümüyle) insanın ondan [babadan] gördüğü ya da beklediği sertlik olmayıp, kişinin kendisinin ona karşı duyduğu saldırganlığı temsil etmesidir. eğer bu doğru ise, vicdanın başlangıçta saldırgan bir içgüdünün bastırılması ile oluştuğu ve daha sonra da buna benzer yeni bastırmalarla güçlendiği gerçekten de iddia edilebilir."
[sigmund freud, "uygarlığın huzursuzluğu", s.86]

1 yorum:

  1. vicdandan sıkça bahsedenlerin içten içe zalimlik yapmış olduklarını ve zalimliğin tadını alanların ise onu bırakmalarının zor olduğunu düşünüyordum. yazıyı okuduktan sonra böyle düşünmekte bir sakınca olmadığını gördüm.

    YanıtlaSil