arzunun kabuğu

elbette çocuğun ebeveynine ne inancı ne de imanı vardır, sadece onların otoritesini ve kendine sundukları bakımı veri kabul eder. (freud 1897'de fliess'e "inancın bilinçdışında karşılığı yoktur," diye yazmıştı.) ebeveynin sevgi ve korumasına muhtaç olan oidipal çocuk, onlarla cinsel ilişkiye giremez ama buna en yakın alternatifi gerçekleştirir: onlara inanır. her fanatik hayranın gayet iyi bildiği gibi, safdillik bir cinsel edim, inanç da bir arzulama biçimidir. psikanalitik bakış açısından sorulması gereken soru sadece "uzman, ebeveyn, psikanalist, star ne diyor?" değil, aynı zamanda "ona neden inanıyoruz, bizi inanmaya iten nedir?"dir.
freud'un bize gösterdiği gibi, inanç arzuyu evcilleştirir. uzmanlar bizi, en iyi hallerini görebileceğimiz yerde tutarlar.
[adam phillips, dehşetler ve uzmanlar, s. 31]


2 yorum:

  1. 'uzmanlar bizi, en iyi hallerini görebileceğimiz yerde tutarlar.'

    Şu sözü tam olarak anlayamadım. Uzmanlar bunu kendileri için mi yapıyor; yoksa ebeveynler için mi?

    YanıtlaSil
  2. uzmanların kendimize kabul ettiremediğimiz arzularımızı kabul edilebilir hale getirebileceğine dair hasta inancından bahsediyor.

    tabi başta her inancın korunmaya muthaç olmaktan dolayı otoriteye bir boyun eğme biçimi olduğunu söyleyerek psikanalistin bir tür ebeveyne dönüştüğü uyarısını yapıyor. psikanalistlere neden inanıyoruz? çünkü bizi kabul edemediğimiz düşüncelerimizin en iyi hallerini görmeye dayanabileceğimiz hale getiriyorlar.

    yani uzmanların bunu kendileri için yapıyor olma olasılığı her zaman var. sonuçta psikanalistin kişiliği hasta ile her zaman etkileşim içinde. hastanın her zaman kendisininde psikanalitik çözümlenmesine odaklanma yerine analistin kişiliğine bağlanma güdüsüne kapılma riski var. psikanalistin de aynı şekilde bu güdüye cevap verme riski var.

    YanıtlaSil