kurban olmanın çekiciliği

"Kişilikli bir insan önemli yaşam dönemeçlerinde seçim yapar, karar verir. Kararlar ve seçimler pek seyrek olarak tümüyle özgür iradenin yansımasıdır. Çünkü bütün seçimler, seçenekler kısıtlıdır. Seçenekleri oluşturmaksa çoğu kez elimizde değildir. Bu bir gerçek. Ancak, kendine acıma üretken bir tutum değildir ve hiçbir fayda sağlamaz. Her insan bir bakıma kurbandır; değiştirmenin kendi gücü dahilinde olmadığı koşulların kurbanı. Biz ne yazık ki bireyselliğin gelişmediği üşengeç bir toplumuz; dolayısıyla başımıza gelenlerde kendi katkımızı hesaplamaktansa, değiştirebileceğimiz halde boyun eğdiğimiz koşulları aşılmaz görmeyi ve göstermeyi yeğleriz. Dolayısıyla kendimize acımakta üstümüze yoktur. Kültürümüzün yadsınamaz mazoşist yanı, toplumda aydınlanmanın geriye gitmesi, gizemci anlayışın desteklenmesi ve yükselmesiyle büsbütün belirginleşiyor. Kurban olma konumu birçoğu için çekici hale geliyor. Popüler kültür denen nesne de bu değimene su taşıyor. Popüler kültürdeki kurban motifi kurban olmanın koşullarını ve sebeplerini perdelediği için bir bilinç körlüğüne yani bir anlamda insanın kendine yabancılaşmasına yol açıyor."
[Erendiz Atasü, Cumhuriyet Kitap, Sayı 1060. via http://peripateticperspective.blogspot.com/]

4 yorum:

  1. Bu öncesini anlatıyor; peki ya sonrası? Sanki 'yabancılaşmasına yol açıyor' dendikten sonra derin bir sessizlik oluyor. Ondan sonrası bomboş.

    Ancak yazılanlara katılıyorum tabi; yabancılaşma da bana bu yüzden bir 'mantık hatasıymış' gibi geliyor. Gerçi bu mantık hatası yakıştırmasını da yine sözü geçen yabancılaşmanın içinden bakıp da söylüyorum. :)

    YanıtlaSil
  2. derin sessizlilikten kastın nedir tam anlamadım. "yabancılaşma" eleştirisinin ötesine geçilemediğini mi söylüyorsun yoksa yabancılaşma ile değişen bir şey olmadığını mı kastediyorsun? ya da bambaşka bir şey mi? kusura bakma kafam biraz karışık şu ara. dikkatimi tam veremiyorum hiçbir şeye :(

    YanıtlaSil
  3. Yok, rica ederim; ben de biraz süslü anlatmışım zaten.

    Demek istediğim, bu açıklamalar 'yabancılaşma' evresine gelene kadar sürüyor. Benim de şu an algım pek oturaklı işlemiyor ama şöyle bir şey oluşuyor kafamda: Sanki yabancılaşma son noktaymış gibi; yorumlar oraya gelince, ondan öteye gidemiyor. Yabancılaşmadan sonra gelen başka bir süreç yokmuş gibi.

    Sen de kusura bakma, pek iyi anlatamadım.

    YanıtlaSil
  4. "öğrenilmiş çaresizlik" alt başlığıyla okudum bu yazıyı.. "stockholm sendromu" diye devam ettim. "popüler kültür dezenformasyonu" diye bir şey uydurup bitirebilmek de isterim ama.. kurban olmak, deli olmak gibi. küçük bir farklılık adına bunca çabalama. yaygın delilik.. değil mi ki filmlerde yarışlarda hep zayıfı destekler içimizde bir ses.. bir de nedense bu bloga uğramadığım gün okuldan kaçmış çocuk gibi hissediyorum.

    YanıtlaSil