durup durmak

- n'apıyorsun?
- duruyorum.

shockhaber'in etraftan duyulan sözleri yayınladığı (adı da =>'lær idi yanlış hatırlamıyorsam) alper mestçi'den aktarma öğrendiğim bir diyalogdu bu. bugünlerde böyle hissediyorum. aslında hep böyle hissediyorum da bunu diyaloglaştırmak ardından gelecek meraklı soruları göğüsleyebilmeyi de gerektirdiğinden içeride durmak genelde daha cazip geliyor.


her neyse. diyalogu aktarmadan önce google'da bir aratayım dedim. kanat atkaya'nın 2005 eylül tarihli eski bir yazısına denk geldim. biraz da olsa açıklayıcı bir yazı olmuş diyebilirim. alıntılıyorum:



Dönem dönem yine bu hal geliyor üstüme. Zaten çok çıkmıyorum evden ama birkaç hafta önce tekrar kendimi ‘stand-by' pozisyonuna aldım. Teknoloji sağolsun, evden iletişimin şahını kuruyorum zaten dünyayla.
Baktım film stoku sağlam, okunacak kitaplar birikmiş, canım zaten bir yere gitmek istemiyor; ‘Kapat usta kepenkleri' dedim kendi kendime ve ilk etapta dört gün durdum.
Dördüncü günün sonunda Topesto'nun bulduğu ‘General Idi Amin Dada' filmini seyretmek uğruna evi terk ettim. Otoportre olan film acayip bir şey, onu sonra anlatırım bir şekilde.
Sonra üç gün durdum, Riko'yla buluşmak için evden çıktım ve nihayetinde beş gün durdum.
Son durma eylemi sırasında gazeteden bir arkadaşım aradı ve ‘N'aber, göremiyorum seni, neler yapıyorsun?' dedi.
‘Duruyorum' dedim.
‘Hah hah hah! Çok alemsin. O ne demek öyle?' dedi.
‘Duruyorum işte öyle' dedim.
‘O ne demek?' dedi.
‘Da Vinci Şifresi'nden bahsetmiyorum konu çok basit; evde duruyorum. Sabitledim bünyeyi' dedim.
‘Hasta mısın?' dedi, ‘Hayır' dedim; ‘Depresyonda mısın?' dedi, ‘Algılamıyorum öyle şeyleri, sanmam' dedim.
Hafif sinirleri bozulmuş şekilde ‘Ne demek durmak ya, evden çıkmıyor musun?' dedi. ‘Çıkmıyorum, eve her şey geliyor zaten' dedim.
‘Ne zaman bitecek bu hal kardeşim?' dedi.
‘Bir zararını görmüş değilim, sayısız da faydası var, tavsiye ederim' dedim.
‘Akşam uğrayalım mı sıkıldıysan?' dedi.
‘İsterseniz uğrayın tabii ama bir sıkıntım yok. Tenis turnuvası var (US Open yüzünden uyku yalan oldu bu arada), film var, kitap var, komşu uğruyor arada laflıyoruz, bir meselem yok' diyerek ve bu sırada ‘İsterseniz uğrayın' kısmını içten söylemeye özellikle dikkat ederek savuşturdum.
Telefon bir kere çaldığı zaman sonra da çalmaya devam eden bir şey biliyorsunuz. Hani iki gün çalmaz sonra üst üste 10 kişi arar, sizin de başınıza gelmiştir herhalde, aynen öyle oldu...
Arayan ve ‘Nedir?' diye soran kişi Topesto. ‘Duruyorum' dedim. ‘Yardıma ihtiyaç var mı?' dedi. ‘İyi böyle' dedim. ‘Rahatsız etmeyeyim o zaman' dedi.
‘Etme' dedim. Eski dostun farkı belli oluyor, canım arkadaşım benim ya... 
kanat atkaya'nın yazısı:
hurarsiv.hurriyet.com.tr/

1 yorum: