eurovizyon takıntısı üzerine

[taslakta duran eski bir yazıydı bu. mayıs'a daha var gerçi. alakasız oldu bu yüzden biraz. ama hazırda dursun] 

eurovizyon'a her yıl iddialı şarkı/şarkıcıyla gitme huyumuzdan gına geldi. sertap erener'den öncesini anlayabiliyorum. birinciliğimiz yoktu, hezimetlerle dönmüşüz falan. "avrupa avrupa duy sesimizi" sloganında simgeleşen "batı karşısında bir eziklik" içerimizde hep vardı bu yarışmalarda. o yüzden sertab erener'in getirdiği birincilik önemliydi. "demek ki olabiliyormuş, konu kapanır artık bundan sonra", diye düşünmüştüm. heyhat, tam tersi etki yaptı bizde. sertap'ın başarısı standart katılım formül olarak kabul edildi. athena, sibel tüzün, kenan doğulu, mor ve ötesi, hadise, manga ard arda yollandı (araya giren gülseren vakası neydi, ben de anlamadım). anlaşılacağı üzere bunların hepsi de sertab gibi türkiye'nin popüler ve batı'ya dönük yüzünün unsurları. 


peki ama batı'ya her sene "ben de sizler gibiyim" mesajı vermeye gerek var mı hala? altı üstü kültürel bir etkinlik olan şarkı yarışmasında elin avrupalısı senin diğer ülkelerden bir farkın olmadığını görmek için mi izler yarışmayı? bu taklit çabası onların içinde takdir duygusu mu yaratır, yoksa aradaki kültürel farklılığın bilgisiyle bu eğreti taklitçiliği sezip "ne yaparsanız yapın bizim gibi olamazsınız" duyguları mı yaratır? 

olaya bir tersinden bakalım: misal bir estonyalının eurovizyon'a ingilizce pop şarkıyla katılması bu zamana kadar bize bir şey ifade etti mi hiç estonya kültürü hakkında? bunda sonra da edebilir mi? işin daha da garip yanı pop müziğin ataları, ingiliz dilinin asıl sahibi ingilizler bizzat kendi müzikleri ve dilleriyle her yıl sonunculuktan kurtulamıyorlar eurovizyon'da. pop müzik ve ingilizcenin sahibine faydası yokken ikinci el sahibine ne faydası olabilir ki? (halk oylamalarındaki iğrenç komşuluk ve faktörü de tabi göz ardı edilemez) 

yabancı bir ülkenin kültürünü tanımak adına bir izleyici olarak bana o ülkenin otantik müziği daha ilgi çekici gelir. yoksa eurovizyon'a ülke olarak katılmanın ne anlamı var ki? ğer ülkeler adına yarışılıyorsa ülkeler kendi marifetlerini kendi kültürel araçlarıyla sergilemeli, elin ingilizinin şarkı kültürü ve diliyle değil.

almışız birinciliğimizi, aşmışız o psikolojik duvarı artık. bundan sonra her yıl ülkenin kültürel müziğini/mozayiğini (çağrıştı: ne mozayiği ulan?) tanıtan bir şarkı ve şarkıcıyla katılmamız gerekir. bir yıl kolbastıyla gitmeliyiz, bir yıl ankaralı namık'ı göndermeliyiz, ardından kürtçe müzikle gitmeliyiz vs vs. arabesk, halk müziği, sanat müziği, fantazi müzik... bu ülke insanının dünden bugüne dinlediği ne varsa birer saygı duruşu babında eurovizyon'da bizi temsil etmeli. artık birincilik değil, eğlenmek eğlendirmek olmalı derdimiz. nasıl ki lordi'nin birinciliği, poptan cılkı çıkmış yarışmaya bir tepki idiyse ünlü popçuyla ülke imajını allayıp pullama sevdasına artık bir tepki de bizim koymamız gerekiyor.

[ekleme 14 aralık 2010] 1956'dan 2010'a eurovizyon birincilerini şuradan izleyip dinleyebilirsiniz:
alkislarlayasiyorum.com/icerik/41889/