d. w. winnicott - oyun ve gerçeklik

"her şey yolunda giderse bebek hayal kırıklığı deneyiminden kazançlı çıkabilir, çünkü annenin bebeğin ihtiyaçlarına uyum göstermedeki yetersizliği nesneleri gerçek kılar, yani sevildikleri kadar nefret de edilen şeyler haline getirir. bunun sonucu da şudur. eğer her şey yolunda giderse bebek, annenin onun ihtiyaçlarına uyum göstermesinin fazla uzun sürmesinden, doğal bir biçimde azalmasına izin verilmemesinden rahatsız olabilir, çünkü eksiksiz uyum gösterme büyüye benzer ve kusursuz davranan nesne de bir varsanı olur çıkar. ama başlangıçta uyumun neredeyse eksiksiz olması gerekir, aksi halde bebeğin dış gerçeklikle ilişki kurma yeteneğini geliştirmesi, hatta bir dış gerçeklik kavramı oluşturabilmesi mümkün değildir." [s.29]

***
"tümgüçlülük, deneyimin neredeyse vazgeçilmez bir gerçeğidir. annenin nihai görevi bebeği bu yanılsamadan yavaş yavaş kurtarmaktır, ama başlangıçta ona yanılsama için yeterince fırsat vermeden bunu başarması mümkün değildir." [s.30]
***
"yanılsama meselesi insanlara içkin bir meseledir ve meselenin kuramsal kavranışı kuramsal bir çözüm sağlayabilse de son kertede hiçbir birey bu meseleyi kendisi için çözemez." [s.32]
***
"gerçekliği kabul etme işi hiçbir zaman tamamlanmaz, hiçbir insan iç ve dış gerçekliği birbiriyle ilişkilendirme geriliminden kurtulmuş değildir ve bu gerilimden kurtulma imkanını sağlayan, sorgulanmayan bir ara deneyim bölgesidir (sanat, din, vs.). bu ara bölge, oynarken "kendini kaybeden" küçük çocuğun oyun alanıyla doğrudan bağlantılıdır." [s.32]
***
"bir yetişkin kendi öznel olgularının nesnel olduğunu kabul etmemiz gerektiğini iddia ettiğinde ona deli diye bakarız. oysa aynı yetişkin kişisel ara bölgenin keyfini herhangi bir iddiada bulunmadan çıkarabiliyorsa, o zaman biz de ona tekabül eden kendi ara bölgelerimiz olduğunu kabul edebilir, sanat, din ya da felsefe alanındaki bir grubun üyeleri arasında bir örtüşme, yani ortak bir deneyim alanı olduğunu görmekten memnun oluruz." [s.33]
***
"geçmişe özlem, kişinin kaybedilmiş bir nesnenin içsel temsiline kararsız bir biçimde tutunmasıyla ilgilidir" [s.42]
***
"rüyaların ve yaşama ait duyguarın büyük çoğunluğu bastırılır, ama fantezi kurmanınn ulaşılamazlığından farklı bir şeydir bu. fantezi kurmanın ulaşılamazlığı, bastırmadan çok çözülme mekanizmasıyla ilgilidir." [s. 47]
***
"burada sözünü ettiğim kadın kendini sanatsal olarak ifade etme konusunda sıradışı yeteneklere ya da potansiyele sahipti; ayrıca hayat, yaşamak ve kendi potansiyeli hakkında, hayat açısından bakıldığında gemiyi kaçırdığınıi aslında gemiyi hep (en azından ömrünün neredeyse en başından beri) kaçırmakta olduğunu anlayacak kadar şey biliyordu. ister istemez bu kadın hem kendisi hem de hakkında umutlar besleyen akrabaları ve arkadaşları için bir hayal kırıklığı yaratıyordu. insanlar kendisi hakkında umutlar beslediklerinde onların kendisinden bir şey bekledikleri hissine kapılıyor, bu da o temel yetersizliğiyle karşı karşıya kalmasına yol açıyordu. bütün bunlar hastada yoğun bir kede ve hınç yaratıyordu. yardım görmezden önce intihar tehlikesiyle karşı karşıya olduğu yönünde epeyce belirti vardı ki intihar onu cinayete en çok yakınlaştıran şey oldurdu. cinayete yaklaştığında öldüreceği nesneyi korumaya başlıyor, bu noktada kendisini öldürerek çektiği güçlükleri sona erdirme itkisine kapılıyordu. intihar çözüm getirmez, sadece mücadeleyi sona erdirir çünkü." [s. 48]
***
"hastam büyüdükçe gerçekte olan hiçbir şeyin onun için tam anlamıyla önemli olmadığı bir hayat kurmayı başarmıştı. zamanla, kendi başlarına bütünlüklü insanlar olarak var olduklarını hissetmeyen birçok insandan biri haline gelmişti. önce okulda, sonra da işte farkında olmadan, çözülmüş olan parçası hep bir başka hayat sürüyordu. tersinden söylersek, hayatı onu oluşturan temel parçadan, artık örgütlenmiş bir dizi fantezi içinde yaşayan bu parçadan kopmuştu.

bu hastanın hayatını izlersek, kişiliğinin bu iki parçasını ve diğer parçalarını hangi yollardan bir araya getirmeye çalıştığını görebiliriz; ama bu çabalar içlerinde her zaman bir tür protesto barındırıyordu, bu da toplumla çatışmasına yol açmıştı. her zaman akrabalarıyla arkadaşlarının onun bir gün kendini ortaya koyacağını ya da en azından hayattan keyif alacağını düşünmelerini sağlayacak, insanlara vaatlerde bulunacak kadar sağlıklı olmuştu. ama bu vaadi gerçekleştirmesi imkansızdı, çünkü (ikimizin birlikte yavaş yavaş ve acılı bir biçimde keşfettiğimiz üzre) varoluşunun temek parçası hiçbir şey yapmadığu zamanlarda ortaya çıkıyordu. hiçbir şey yapmamasının üstü, ikimizin parmak emme adını vermeye başladığımız belli faaliyetlerle örtülmüştü. bu daha sonra saplantılı bir biçimde sigara içmek ve takıntıya dönüşmüş çeşitli sıkıcı oyunlar oynamak gibi biçimler almıştı. bu ve benzeri boş faaliyetlerden hiç keyif almıyordu. tek yaptıkları boşluğu doldurmaktı; bu boşluk da bir yandan her şeyi yaptığı halde hiçbir şey yapmamaya ilişkin temel durumdu. analiz sırasında korkuya kapıldı; çünkü zihninde tümgüçlülüğün sürdürüldüğü ve bir çözülme durumu içinde harika şeylerin yapılabileceği bir fantezi sürekliliğini korurken, aslından bunun pekala bütün hayatını akıl hastanesindeki bir yatakta iradesiz, pasif ve hareketsiz bir biçimde geçirmesine yol açabileceğini görebiliyordu.

bu hasta bir şeyi uygulamaya geçirmeye, örneğin resim yapmaya ya da okumaya başlar başlamaz, fantezi kurarken sahip olduğu tümgüçlülükten vazgeçmiş olduğu için ondan hoşnutsuzluk yaratan sınırlarla karşılaşıyordu. bu durum gerçeklik ilkesi açısından ele alınabilir, ama böyle bir hasta söz konusu olduğunda, onun kişilik yapısı içinde bir olgu haline gelmiş olan çözülmeden söz etmek daha doğrudur. sağlıklı olduğu ve zaman zaman bütünlüklü bir kişi gibi davranabildiği sürece gerçeklik ilkesinden kaynaklanan hayal kırıklıkları ile başa çıkabiliyordu. ama hastayken gerçeklikle yüzleşilemediği için bu kapasiteye ihtiyaç duyulmuyordu." [s. 49]
***
"hasta hafta sonu yapacaklarını planlamaya çalıştığını, ama eylemi felç eden fantezi kurma ile eylemi hedefleyen gerçek planlamayı çoğu zaman birbirinden ayıramadığını söyledi. başına dert olan eylemsizlik yüzünden yakın çevresini ihmal ettiği için muazzam bir sıkıntı yaşıyordu" [s. 53]
***
"insanın dışarıda olanları denetleyebilmesi için düşünmek ve istemekle kalmayıp bir şeyler yapması gerekir ve bir şeyler yapmak zaman alır. oyun oynamak yapmaktır." [s. 61]
***
"oyun müthiş heyecan veren bir şeydir. bunun nedeni esas olarak işin içine içgüdülerin girmesi değildir, bunu anlayalım artık lütfen! oyunun esası her zaman, kişisel ruhsal gerçeklik ile gerçek nesnelerinn denetlenmesi deneyimi arasındaki etkileşimin istikrarsızlığıdır. büyünün kendisinin, yakın ilişkide, yani güvenilir bulunan bir ilişki içinde ortaya çıkan büyünün istikrarsızlığıdır bu." [s.68]
***
"malzeme olgunlaşmadan yapılan yorum telkinden başka bir şey değildir ve bu boyun eğmeye yol açar" [s.71]
***
"eril öğe yaparken, (erkeklerdeki ve kadınlardaki) dişil öğe olur. eski yunan efsanelerinde yüce tanrıçayla bir olmaya çalışan erkeklere işte bu açıdan bakılmalıdır. bir erkeğin kadınlara, dişil öğeleri erkeklerce baştan (bazen de yanlış yere) kabul edilen kadınlara duyduğu çok derin hasedi açıklamanın da bir yolu buradadır.

hayal kırıklığı, tatmin arayışının bir ürünü gibi görünür. var olma deneyiminin ürünü ise başka bir şey hayal kırıklığı değil, sakatlamadır." [s. 106]
***
"anne bebeğe, memenin bebeğin kendisi olduğunu hissettem fırsatını ya veriyordur ya da vermiyordur. meme burada yapmanın değil olmanın simgesidir." [s. 106]
***
"içgüdüsel dürtü tarafından desteklenen nesne ilişkisi, kişiliğin dişil öğenin bulaşmadığı eril öğesinden kaynaklanır. ... arama, kullanma, oral erotizm, oral sadizm, anal evreler vs. ile ilgili klasik önerme katıksız eril öğenin hayatıyla ilgili değerlendirmelerin sonucudur. ... katıksız, damıtılmış, saf dişil öğenin incelenmesi OLMAYA götürür; kendini bulmanın ve varolma duygusunun tek temeli de budur. (bir iç geliştirme, içerme kapasitesi, içer ve dışa yansıtma mekanizmalarını kullanma ve dünyaylar bu mekanizmalara aracılığıyla ilişki kurma kapasitesi de bunun sonucudur.) ... kız ya da oğlan bebek ya da hastaki kız öğesi memeği bulduğunda aslında kendilik bulunmuş demektir." [s. 107]
***
"çalma, oğlan ve kızlardaki eril öğeden kaynaklanır. bu durumda ortaya şu soru çıkar: oğlan ve kızlardaki dişil öğe açısından buna tekabül eden nedir? bunun cevabı da şöyle verilebilir: bu öğe açısından birey annesinin konumunu, oturduğu yeri ya da giysilerini gasp eder, böylece de annesinden konumunun oturduğu yeri ya da giysilerini gasp eder, böylece de annesinden arzu uyandırıcılığı ve baştan çıkarıcılığı çalmış olur." [s. 108]
***
"nesne ilişkisi, tecrit edilmiş bir birim olarak özneye ait bir deneyimdir. ama bir nesne kullanımından söz ederken, nesne ilişkisinin varlığını baştan kabul edip buna nesnenin doğası ve davranışıyla ilgili yeni özellikler ekliyorum. örneğin, nesnenin kullanılabilmesi için bir yansıtmalar yığını değil, ortak gerçekliğin parçası olma anlamında gerçek olması zorunludur. ilişki kurma ile kullanma arasındaki o muazzam farklılığın kaynağı bence budur." [s. 113]
***
"silsilenin başında nesne ilişkisinin, sonunda da nesne kullanımının olduğu söylenebilir; ama ikisinin arasında belki de insanın gelişimindeki en zor şey, tedavi edilmesi gereken bütün ilk başarısızklıkların en usandırıcısı bulunur. ilişki kurma ile kullanma arasındaki bu şey, öznenin nesneyi kendi tümgüçlü denetim alanının dışına yerleştirmesidir; yani öznenin nesneyi yansıtma ürünü bir varlık olarak değil dışsal bir olgu olarak, daha doğrusu kendi başına bir varlık olarak algılamasıdır.

bu değişim (ilişki kurmadan kullanmaya geçiş) öznenin nesneyi yok ettiği anlamına gelir. bir tatlısu filozofu buradan hareketle uygulamada nesne kullanımı diye bir şey olmadığını iddia edebilir: eğer nesne dışsalsa o zaman özne tarafından yok ediliyor demektir. filozof havuzundan çıkıp da hastayla ilgilenmeye tenezzül ederse bir ara konum olduğunu görecektir. bir başka deyişle, "özne nesneyle ilişki kurar"dan sonra (nesne dışsallaştıkça) "özne nesneyi yok eder"in geldiğini, ondan sonra da "nesne öznenin yok etme çabalarına rağmen hayatta kalır"ın gelebileceğini görecektir. ama nesne hayatta kalabilir de kalmayabilir de. böylece nesne ilişkisi kuramı yeni bir özellik kazanmış olur. özne nesneye "seni yok ettim," der, ama nesne oradadır ve mesajı alabilmektedir. bundan sonra özne şöyle der: "merhaba nesne!" "seni yok ettim." "seni seviyorum." "seni yok etmeme rağmen hayatta kaldığın için benim için değerlisin." "seni bir yandan severken bir yandan da (bilinçdışı) fantezimde durmadan yok ediyorum." burada birey için fantezi başlar. özne hayatta kalmış olan nesneyi artık kullanabilmektedir. şuna dikkat çekmek gerekir ki öznenin nesneyi yok etmesinin nedeni sadece nesnenin tümgüçlü denetim alanının dışına yerleştirilmiş olması değildir. bunu tersinden söylemek, yani nesneyi öznenin tümgüçlü denetim alanının dışına yerleştiren şeyin nesnenin yok edilmesi olduğunu belirtmek de aynı ölçüde önemlidir. nesne bu yollarla özerkleşip kendi hayatına sahip olmaya başlar ve (eğer hayatta kalırsa) sahip olduğu özelliklere göre özneye katkılarda bulunur." [s. 115]
***
"hayatın kendisinin ne olduğu sorusuyla uğraşmamız gerekiyor daha. psikotik hastalarımız bizi, dikkatimizi bu temel soruya yöneltmeye zorlarlar. artık bir bebeğin var olmaya başlamasını, hayatın gerçek olduğunu hissetmesini, hayatı yaşamaya değer bulmasını sağlayan şeyin içgüdüsel tatmin olmadığının farkındayız. aslında içgüdüsel tatminler işin başında kısmi işlevlerdir ve bireyde bütünsel deneyime ve geçiş olguları alanında yaşanan deneyimlere yönelik sağlam bir kapasite yoksa baştan çıkarma haline gelirler. kendilik, kendiliğin içgüdüyü kullanmasından önce gelmelidir; binici at onu nereye götürüyorsa gitmemeli, onu yönlendirmelidir. buffon'un sözlerini hatırlayalım: "le style est l'homme même." bir insandan söz edildiğinde aynı zamanda onun kültürel deneyimlerinin toplamından da söz edilir. bütün bir birim oluşturur."
***
"çevrenin güvenilirliğinin vaktinden önce yitirildiği durumlarda bir başka tehlike daha vardır ki o da bu potansiyel mekanın bebek dışından birisinin ona koyduğu şeylerle dolmasıdır. bu alanda başka birinden gelen her ne varsa zulmedici bir nitelik taşır ve bebek buna hiçbir biçimde karşı koyamaz. analistler, bir güven duygusu ve için oyun oynanabilecek bir ara bölge yaratıp sonra da bu bölgeyi aslında kendi yaratıcı hayal güçlerinin ürünü olan yorumlarla doldurmamaya çok dikkat etmelidirler." [s. 128]
***
"uyarımın tatminle sonuçlanmadığı yerde kişi hayal kırıklığınınn yarattığı sıkıntılara yakalanır; bedenin bir parçasının görevini yerine getirememesi ve bir günah keçisinin ya da zulmeden birinin keşfedilmesinden gelen suçluluk ya da rahatlama duygusu bunlar arasındadır." [s. 132]
***
"analistin güvenilirliği, hastanın ihtiyaçlarına gösterdiği uyum ve ilgi sayesinde hasta kendini güvende ve hayatı sürdürebilir hissetmişti ve şimdi de silkinip özerkliğe kavuşma ihtiyacını hissetmeye başlamıştır. annenin karşısındaki bebek gibi hasta da terapist onu serbest bırakmayı istemedikçe özerk olamaz; ama terapistin hastayla kaynaşmış olma durumundan çıkmak üzere yapacağı her türlü hamle dehşetli bir şüpheyle karşılanır ve felaket tehdidi baş gösterir." [s. 135]

"bir bebek sevgi görmeksizin beslenebilir, ama sevgisiz ya da kişisel olmayan yönlendirme yeni, özerk bir insan yavrusu üretmeyi başarmaz. güvenin ve güvenilirliğin olduğu yerde bir potansiyel mekan vardır; sonsuz bir ayrılık alanı haline gelebilen; bebeğin, çocuğun, ergenin, yetişkinin yaratıcı bir biçimde oyunla doldurabileceği, zamanla kültürel mirasın tadını çıkarmaya dönüşen bir potansiyel mekan.

oyunu ve kültürel deneyimi barındıran bu yerin özel niteliği, varlığının kalıtımsal eğilimlere değil yaşam deneyimlerine bağlı olmasıdır. bir bebek burada, annenin ondan ayrıldığı yerde duyarlı bir biçimde yönlendirildiği için gemniş bir oyun alanına sahip olur. bir diğer bebek ise gelişiminin bu evresinde öylesine zayıf bir deneyim yaşar ki içedönüklük ya da dışadönüklük dışında pek bir gelişim fırsatı bulamaz. bu ikinci durumda potansiyel mekanın hiçbir önemi yoktur, çünkü güvenilirlikle orantılı bir güven duygusu hiçbir zaman oluşmamış, bu yüzden de gevşemiş bir halde kendini gerçekleştirme fırsatı hiçbir zaman ortaya çıkmamıştır." [s. 136]
***
"bireyler dünyayla, ya dolaysız ya da yüceltilmiş biçimlerde içgüdüsel tatmin bulmalarını sağlayan yollardan ilişki kurarlar". [s. 136]
***
"bebek annenin yüzüne baktığında ne görür? ben bebeğin normalde kendisini gördüğünü iddia ediyorum. bir başka deyişle anne bebeğe bakmaktadır ve nasıl göründüğü orada ne gördüğüyle bağlantılıdır." [s. 139]
***
"bebeğin ve çocuğun kendisini önce annenin yüzünde, sonra da aynada görmesi hakkında söylediklerimiz analize ve psikoterapinin görevine farklı bir biçimde bakmanın yolunu sunuyor. psikoterapi zekice ve uygun yorumlar yapmak değildir; genellikle hastaya kendisinin getirdiğini uzun vadede geri vermektir. görülecek şeyi yansıtan yüzün karmaşık bir türevidir. yaptığım çalışmayı böyle görmek, bunu yeterince iyi yapabilirsem hastanın kendini bulacağını, var olabileceğini ve kendini gerçek hissedebileceğini düşünmek hoşuma gidiyor. kendini gerçek hissetmek var olmaktan öte bir şeydir; insanın kendisi olarak var olmanın, nesnelerle kendi olarak ilişki kurmanın ve gevşemek için geri çekilebileceği bir kendiliğe sahip olmanın bir yolunu bulmasıdır."  [s. 145]
***
"bağımlılık başlangıçta neredeyse mutlak bir şeyken yavaş yavaş ve düzenli bir biçimde göreli bağımlılık, ardından da bağımsızlık yönünde değişir. bağımsızlık asla mutlak bir şey haline gelmez; özerk bir birim olarak görülen birey (olgunlukta bireyin mutluluğa ulaşmaya ve kişisel bir kimlik edinmeye çabalarken kendini özgür hissetmesini sağlayacakl yollar olsa bile) aslında hiçbir zaman çevreden bağımsız değildir. çapraz özdeşleşmeler sayesinde ben ile ben olmayan arasındaki keskin ayrım çizgisi bulanıklaşır." [s. 169]
***
"ergenlik fikirlerini çocukluk fikirleriyle karşılaştırmak yararlı olacaktır. eğer büyümenin başlarındaki fantezide ölüm varsa, ergenlikteki fantezide de cinayet vardır. erinlik çağındaki büyüme önemli sorun çıkmadan sürdüğü zamanlarda bile akut yönlendirme sorunlarıyla uğraşmak gerekebilir, çünkü büyümek anne babanın yerine almak anlamına gelir. gerçekten de bu anlama gelir. bilinçdışı fantezide büyümek tabiatı gereği saldırgan bir edimdir. çocuk da artık bir çocuk bedeninde değildir." [175]
***
"ergen olgunlaşmamıştır. olgunlaşmamışlık, ergenlikte sağlığın temel bir unsurudur. olgunlaşmamışlığın tek tedavisi vardır, o da zamandır, zamanla büyüyerek olgunlaşmaktır." [. 177]
***
"bir oğlan ya da kız ancak zamanla ve yaşama deneyimi kazanarak kişisel fantezi dünyasında olup biten her şeyin sorumluluğunu yavaş yavaş kabul eder. bu sırada saldırganlığın intihar biçimden tezahür etmesi yönünde güçlü bir eğilim vardır; ya da saldırganlık bir zulüm görme arayışı biçiminde ortaya çıkar ki bu da aslında zulmeden sanır sisteminin deliliğinden kurtulma çabasıdır. sanrı düzeyinde zulmedilme beklentisi olduğunda, delilikten ve sanrıdan uzaklaşmak için onu tahrik etme eğilimi ortaya çıkar. gelişmişi bir sanrı sistemi olan, psikiyatrik anlamda hasta bir oğlan (ya da kız) bir dizi düşünceyi arka arkaya ateşleyip tahrik edilmiş zulme dayalı olaylara yol açabilir. zulmeden konumunun nefis basitleşticiliğine bir kere ulaşıldığında mantığın hükümü geçmez olur.
[d. w. winnicott, oyun ve gerçeklik]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder