"yaratmak, gelişmiş insani üretimlerde bulunmak kaybetmeyi, yası gerektiriyorsa, bu kayıp ve bu yasa hep bir cinayete bedeldir ve söz kaybı örtüyorsa, sözden önceki kaybın sorumlusu olan eylem bir cinayet niteliğindedir. başka türlü söyleyeyim, söze geçebilmek için yani sembolik bir edimi gerçekleştirebilmek için öncelikle temsil edilmesi ya da sembolize edilmesi istenilen nesnenin öldürülmesi gerekir. ilk cinayetimiz de annemizdir. bedenine yapıştığımız, emdiğimiz, kirlettiğimiz, bezdirdiğimiz ve tutkuyla aşık olduğumuz annemizi öldürdüğümüz müddetçe özgür bir cinselliğe ve tek başına düşünebilme yetisine sahip kadın ve erkeklere dönüşebiliriz."
[bella habip, psikanalizin içinden, s. 214]

"düşünmek demek bir şeyin üzerinde düşünmek demek, yani düşünmenin bir nesnesi var. düşündüğümüz zaman a priori nesneleri öldürdüğümüzü varsayabiliriz, tıpkı hegel'in "kelimeler şeyleri öldürür" sözünde ifade edildiği gibi. bir başka deyişle düşünebilmemiz için nesnelere karşı bir mesafe almamız gerekir. nesnelerle iç içe olduğumuz zaman onları düşünecek bir geçiş alanına, bir ara alana sahip olamayız. tıpkı bebeğin memeyi halüsine etmesi için memenin yokluğuyla karşılaşması gerektiği gibi, düşüncenin oluşması için de nesnenin yokluğu gerekir. simgeleştirme nesnenin yokluğuyla başlar.
[bella habip, psikanalizin içinden, s. 220]