X tatile bensiz gitti, gidişinden beri de hiçbir yaşam belirtisi vermedi: kaza mı? posta grevi mi? ilgisizlik mi? uzaklık taktiği mi? bir geçici yaşamak-isteme uygulaması mı? ("gençliğinin gümbürtüsü kulaklarını tıkıyor, işitmiyor")? yoksa yalnızca günahsızlık mı? gittikçe artıyor kaygım, bekleme senaryosunun bütün edimlerinden geçiyorum. ama X...şu ya da bu biçimde yeniden ortaya çıktığı zaman --çünkü bunu yapmazlık edemez-- (bu düşüncenin her türlü kaygıyı gereksiz kılması gerekirdi), ne diyeceğim ona? artık geçmiş olan sıkıntımı ondan gizlemeli miyim ("nasılsın?")? saldırganca ("hiç hoş değil bu yaptığın, pekala bana...") ya da tutkuyla ("ne kaygılara düşürdün beni") ortaya mı atmalıyım) yoksa karşımdakini ezmeden, incelikle, sıkıntımı şöyle bir sezdirmekle mi yetinmeliyim ("biraz kaygılandım...")? ikinci bir kaygı çöküyor üstüme, bu da ilk kaygıma vereceğim açıklık derecesi konusunda karar vermek durumunda olmam.
[roland barthes, bir aşk söyleminden parçalar, s.44]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder