Bu yapaylık, hâlâ ruhumun bir yerinde saklamaya devam ettiğim içe dönük küskünlüğüm ile Füsun özür dilemedikçe mecbur olduğumu hissettiğim "diplomatik" küskünlüğüm arasında sıkıştığım için çıkmıştı ortaya. Böylece son yaz akşamlarını, bahçe sinemalarında Füsun ve kocasıyla çok da eğlenemeden, fazla konuşmadan, küskünlük taklidi yaparak geçirdik. Benim asık suratım, tabii Füsun'a da bulaşmıştı, içimden gelmediği zamanlarda bile küskünlük taklidi yapmaya beni mecbur bıraktığı için Füsuna kızar, bu sefer içten bir şekilde küskün dururdum. Bir süre sonra Füsun'un yanında kendiliğimden benimsediğim bu ikinci kişiliğim, giderek asıl kişiliğim halini almaya başladı. Hayatın, insanlığın çoğunluğu için, içtenlikle yaşanması gereken bir mutluluk değil, baskılar ve cezalarla ve inanılması gereken yalanlarla yapılmış dar bir alanda, sürekli bir rol yapma hali olduğunu, ilk bu sıralarda sezmeye başlamış olmalıyım.
[orhan pamuk, masumiyet müzesi, s. 304]