beni psikanalizle lütfen?

[ekşi duyuruda arasıra birbirine benzeyen hayattan umutsuzluk duyuruları görüyordum. kendilerini, ve yaşamlarını bu kadar güzel ifade eden yardım çağrıları bir gün internetin derinliklerinde kaybolur diye arşivlerdim. her gün bir tane paylaşmak niyetindeyim.]

Çarpıcı başlık çabası için anlayış isteyerek başlayayım. Anlattıklarım kısa sürmeyecek, belki hoşunuza da gitmeyecek ama içimi dökeceğim kendi hayatıma dair. Ve önce duygudaşlık, sonra destek isteyeceğim. Bir sorunum yok bu arada, yani şöyle oldu böle oldu diye bi “durum” değil.. Kendi hayatımı anlatacağım. baştan okumaktan vazgeçmek isteyenlere köprüden önce son çıkış: )

Hikayenin başı şu; 
31 yaşında kadınım, üniversite mezunuyum. Evli değilim, çocuğum yok, 2.5 yıllık heyecansız, rutin sonunun nereye varacağı belli olmayan sorunsuz bir ilişkim var, sağlığım sıhhatim yerinde çok şükür. Çok sevdiğim ve hep destek gördüğüm bir ailem var, annem ve babam rüyalarımdaki bisikleti hemen satın alabilecekken, o bisiklet için aylarca hayal kurmamı, beklememi, heyecanlanmamı sağlayarak büyüttü beni, şımartılmadım kısacası. Çok sevdiğim 1 ablam ve 1 abim var süper bir ilişkimiz var onlarla da, eğitimli düzgün bir aile. Güzelim, çekiciyim, dostlarım var, insanları severim, sivrisineği bile öldürmem, yaratılanı severim yaradan dan ötürü. Kimseyle kavgam gürültüm yok, erdemli yaşamak adına bazen zorlarım bile sınırlarımı, deli dolu yaşamayı da bilirim.

Genel portre bu.

20 yasında ünv. girdim sinema okudum edebiyat, felsefe, sinema, psikoloji, tiyatro müzik bilgilerim derin. Uzata uzata tadına vara vara 27 yasında mezun oldum. Tüm okul hayatım boyunca ve çocukluğumdan beri heyecanlı, umutlu, her türlü maceraya atılan ve hayattan keyif alan biriydim. 

AMA her zaman

içimde hep ama hep bi boşluk ve anlam arayışı vardı. Çocukluğumdan beri o anlamın gelip beni bulacağına inandım ve umdum. Beklerken çok şeyle de ilgilendim o yüzden her şeyden biraz anlarım çünkü “acaba bu o mudur?” diye pek çok kavrama el atmışlığım da vardır. 

Ancak “ilerde, ilerde bir gün mutlaka beni bulacak” diye diye geçti yıllar oldum 31. 

Çok isteyerek, severek okuduğumu sandığım sinemadan sektöre girip de bambaşka bişey olduğunu görünce nefret ettim, çalışmadım, Okunan onca yıldan ve diplomadan geriye sadece kendime kattığım bilgiler ve donanım kaldı ama kesinlikle bu işi yapmayacağımı da anladım.

İstanbulda ev arkadaşımla kalıyorum, ailem mezun olalı 4 yıl olmasına rağmen maddi anlamda destekliyor ki hep öleydi bundan çok rahatsızım o yüzden zaman zaman Antalya ya gidip orda uzun haftalar aylar geçirip o esnada bana para göndermelerini engellemiş oluyorum. Orda güç toplayıp tekrar istanbulda bir hayat kurabilme umudu ile dönüyor ama yine başaramıyorum. Neden İstanbul? Burada okudum, buraya alıştım, az bucuk mürekkep yalamış bi şekilde sanat olaylarına girişmiş herkes için her şey burada. Antalya da alternatif yok ya da diğer şehirlerde. Ha ama İstanbul diye tutturmuşluğumda yok çünkü bu mesleği yapma isteğim yok. Ama Antalya da aile yanına dönmek kötü bi fikir, o algıda biri değilim, yapamam.

Dostlar; boşluk deyin, anlam deyin, arayış diyin, çalışmıyorsun onun bunaltısı deyin, evlen geçer diyenleriniz bile olacaktır şaşırmam, anne olma yaşı filan diyenlerde çıkabilir, depresyon deyin o bu.. Ama daha üst anlamlardan seslenebilir misiniz bana?

Herkes kendine göre özeldir ve özel şeyleri hak ettiğini düşünebilir sende öle zannediyorsun diyebilirsiniz.. ya da anlam aramanın anlamsız olduğunu söyleyebilirsiniz.. oruç aruoba gibi sizde hayatın kendisi anlam arayışıdır diyebilirsiniz, katılırım.

Ama dolmaz bi boşluğun getirdiği eylemsizlik, hareketsizlik? Sanki bi yerde bi hayat beni bekliyor ama ben bilmiyor ve gidemiyor gibiyim. Yanlış hayat doğru yaşanmazın labirentlerinde boğulur gibiyim. Şükredecek o kadar şeyim var ki Allaha, ailem sağlığım şanslı oluşum için. Şu an bunları yazarken bile utanıyorum kızın derdine bak, millet aç, işsiz, evsiz, hasta, sakat diyebilirsiniz.. söyleyin, gocunmam haklısınız çünkü. Yatsam kalksam sabah akşam evrene, tanrıya, doğaya -siz neye inanıyorsanız ona göre yorumlayın- şükretsem yine de yetmez. 

Ama var işte o boşluk.. 2-3 kez aşık oldum çok tutkulu yasadım aşklarımı.. şimdilerde değilim aşık. Bi daha da olmam sanırım, o kadar şanslı olamam di mi sürekli? Aşktan öte daha başka bir boyut gibi sanki aradığım. Kendimi mi kandırıyorum hiç gelmeyecek bir şeyi mi bekliyorum çok mu hayalci yoksa peter panım?

Sayısal bana çıksa fakirlere, çocuklara, yaşlı ve hastalara evler okullar yapmak, onlara bana verilenin tamamını vermek için vakıf kurar hayatımı bu yola vakfederim belki de tek gerçek isteğim bu. Ama ay sonunu getiremiyorum.

Dünyayı dolaşmak en büyük hayalim ama ona da param yok, yol arkadaşım yok. 

Ha bi de hayal ettiğim şeyleri gerçekleştirmek adına adım atmak ya da mücadele etmek için gücüm yok, tembelim de üstelik. Demek ki dünyayı gezmeyi çok da istemiyorum? Belki dayatılmış bir hayal.. Ya da o kadar istiyorum ki gerçekleştirememekten korktuğum için harekete bile geçmiyorum?

Ne mi istiyorum? Hiç bir şey. Bi idealim yok, bi hedefim yok, bir arzum yok sayısal çıkarsa var; yukardaki. Ama hiç çıkmazsa kendi hayatım adına umduğum, istediğim peşinden koştuğum bir şey yok. Hiç tasarlamadım çünkü o anlamın gelip beni bulacağını sandım. Hala çocukça şu an bile sanıyorum. Yaşıtlarım aldı yürüdü, ev, iş, aile, para, kariyer.. 

bense hala kırılgan çocuk ruhumla belki de hiç gelmeyecek, ne olduğunu bilmediğim bir anlamın gelip beni bulmasını bekliyor ve onu beklerken hayatta ne ile oyalanabileceğimi düşünüyorum

Kpss diyorlar, iş diyorlar, sorumluluk al, bi yol çiz, büyü diyorlar sanki uzaylı dili gibi geliyor bana. Hak veriyor ama kabullenemiyorum. Sancı çekiyorum.

Güçlü bir kadınım istersem tuttuğumu koparırım ama tutmak istediğim bir şey olmayınca hedef, hayal, istek.. o gücümü de kullanamıyorum azaldı gitti. 

Arıyorum, bekliyorum.. gelecek mi? Yoksa hırs, kariyer, evlilik, çocuk, yemek, içmek, seks, tatil, bebek bezi, banka taksitleri ve onun tüm getirilerine dalmam mı gerek?

Ha diyeceksiniz sen kendi tarzını yarat, kendininkini kur ama ona dair bi imaj da yok istek de yok. Sorun içinde sorun.

Ablam abim avukat, doktor.. kendi aileleri var, bebekleri ve çok da mutlular; gerçekten mutlular.. “mış gibi” değiller yani.. eskiden, toplumun beklentilerine uygun davranan, iyi meslek, iyi aile hayatı, bebek vs. yapanların hiç hayatı sorgulamayan ya da aslında mutsuz olan insanlar olduklarını sanırdım. Değilmiş yahu. Gayet de hem sorgulayıp hem de işe gidip eve gelince bebeği ile oynuyormuş insan, olabiliyormuş.

Ben nerde takıldım? Ne beni ketliyor? Ne beni eylemsiz, pasif kılıyor? Oysa çok dışadönük, sürekli eylem peşinde, hep bi birşeylerin içinde geçti hayatım.. güzel yaşadım yahu.. şimdi ölsem eksik kalmadı bişeyler hayatımda, huzurlu ölürüm. 

“ohh” derim “ne güzel yaşadım üstelik de yaşlanmadan ölüyorum, şanslıymışım” belki bi bebek doğurmamış olmak ya da bu dünyaya kendimden bişey, bi iz, bi anlam, bi katkı, çorbada bi tuz bırakmadan gitmek sızlatırdı bi an içimi ama napalım..

İntihar meyilim yok merak etmeyin, ölümden bahsedince öle sanırsınız diye de çekindim şimdi.

Son 4 yıldır arada sırada girip çalıştığım işleri saymazsak neredeyse bilgisayara bağımlı bi hayatım var, Bıraksan 4-5 gün sokağa çıkmam. Etrafımdakiler bendeki bu potansiyel güç, bu güzellik, bu ruh vs ile kendime neden bunu yaptığımı sorup duruyorlar 4 yıldır. İsyanları acımaya dönmeye başladı artık, farkındayım. 

felsefe ile aradım, ruh ile aradım, kitaplarda aradım, aşkta aradım, müzikte aradım, yazmakta aradım, doğada aradım.. hepsinin özünü kavradım ama avunamadım, onları damıtıp kendime bir merhem yapamadım.

Bekliyor, umuyor, istiyor, ihtiyaç duyuyor, bilmediğim bir şeyi özlüyorum. Mevlana her şeye rağmen onulmaz bi boşlukta yanmış da Şems ile dolmuş ya o boşluk.. öle bekliyorum.. 

Beklerken zaman geçiyor, yıllar akıyor, ben yerimde sayıyorum..

Ve işte ilk kez bunları kendime yazıyor ve size aktarıyorum.

Buraya kadar gelebilenlere teşekkürler..
http://www.eksiduyuru.com/index.php?m=d&id=94312

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder