"Her dinde, öyle ya da böyle, kurban vardır. Değerli bir mal varlığı feda edilir. Tevrat dininin merkezî miti İbrahim'in oğlunu kurban etmesidir. Hıristiyan dininin merkezî miti İsa'nın kendini kurban etmesidir. Tesadüf olmasa gerek.

Hemen her dinde bedene zarar verme ritüelleri bulunur -büluğ çağına erenlerin ön dişleri kırılır, veya bir parmak kesilir, penise şiş sokulur, köz üzerinde yürünür. Dindar insanlar birçok toplumda dünya nimetlerinden geçici veya kalıcı olarak el çekerler, manastıra kapanırlar, derviş olurlar, oruç tutarlar, en azından Şabat günü nefislerini terbiye etme uğruna her türlü faydalı işten sakınırlar. Yıllarca çalışıp uzun ve zor metinleri -özellikle anlaşılmaz bir dilde yazılmış metinleri- ezberlerler; günlük yaşamlarının bir kısmını belli sözleri defalarca tekrarlamaya ayırırlar. Bu davranışların her birinin mesajı aynıdır: Bak, ortak değerler uğruna ne çok şeyi feda etmeye hazırım. Bana güven! Benim aidiyetim ucuz ve fırsatçı bir aidiyet değil, hayat boyu beni bağlayan, yaşamımı ve bedenimi şekillendiren, samimiyetinden kuşku duyamayacağın bir aidiyettir. Beni aranıza alın, sizi yarı yolda bırakmam. Ödediğim bedeller ödeyeceklerimin güvencesidir.

Oysa Fenerbahçeli olmak ya da Spagetti Canavarı "dinine" mensup olmak için arasıra bazı etkinliklere katılmak ve uygun ortamda birtakım kalıp sözleri söylemek yeterlidir. İnancı terk etmenin bedeli cüzidir. O yüzden bu inançlar din sayılmaz.

Tarihteki büyük dinî nefret hadiselerinin birçoğu yabancı dinden olanlara değil, aidiyet ve samimiyetleri kuşkulu olan dindaşlara yöneltilmiştir. İspanyol engizisyonun hedefi kâfirler değil, 1492'den sonra zorla ya da fırsat saikiyle Hıristiyan olan Yahudi ve Müslüman dönmeler idi. Alman Yahudileri gettodan çıkıp kitlesel olarak asimile olmaya başladıklarında yok edildiler. Tekfirci mücahitler asıl misyonlarını, Batılıları bırakıp içerideki şirk ve bidat ehline yöneldiklerinde buldular." Biz bu din uğruna bunca bedel ödedik, ödüyoruz, bunların bedavadan faydalanmasına izin vermeyiz" -mantık budur.

Fedakârlık fikrinin izini sürdükçe daha ilginç yerlere de varmak mümkün. Evladını feda etmekten ötesi nedir? Aklını feda etmek. Dini inanç denilen şey de sonuçta bu değil midir? Rasyonel düzlemde savunamayacağın, aynı inancı paylaşmayanların gülünç bulup alay edeceği tezleri insan neden benimser? Bakire kızın çocuk doğurmayacağını, İsa'nın öldükten sonra kendini diriltemeyeceğini herkes bilir. Bunların aksini savunmak tıpkı penisine şiş sokmak, kebabın lezzetli kısmını toprağa dökmek gibi bir tür radikal fedakârlık değil midir? "Öylesine sadığım ki ortak davaya, al, beynimi de atıyorum toprağa."

Milyarlarca insanın akıl dışı şeylere inanmasını ya da inanıyor görünmesini böyle açıklayınca nasıl aydınlanıyor her şey!"

[sevan nişanyan, saklı canlılar, piramitler, doğuran bakireler]

kitaplar insanın mutsuzluğuna teselli sandığımız bir derinlik katar yalnızca.

[orhan pamuk, benim adım kırmızı, s.387]

woman, is thy name really frailty?

Chivers' subjects identified themselves as straight or lesbian. They were shown images of sex between men and women, women and women, men and men, and a pair of bonobos (a species of ape). The subjects, straight and lesbian, were turned on right away by all of it, including the copulating apes. While they watched, they also held a keypad on which they rated their own feelings of arousal. So Chivers had physiological and self-reported scores. They hardly matched at all. Chivers' objective numbers, tracking what's technically called vaginal pulse amplitude, soared no matter who was on screen and regardless of what they were doing, to each other, to themselves. The keypad contradicted the plethysmograph entirely. The self-reports announced indifference to the bonobos. But that was only for starters. When the films were of women touching themselves or enmeshed with each other, the straight subjects said they were a lot less excited than their genitals declared. During the segments of gay male sex, the ratings of heterosexual women were even more muted.

theguardian.com/books/2013/jul/05/what-do-women-want-extract/print
"If happiness is about getting what you want, it appears that meaningfulness is about doing things that express yourself."

"Meaning therefore presents itself as an important tool by which the human animal might impose stability on its world."

"The meaningful life, then, has four properties. It has purposes that guide actions from present and past into the future, lending it direction. It has values that enable us to judge what is good and bad; and, in particular, that allow us to justify our actions and strivings as good. It is marked by efficacy, in which our actions make a positive contribution towards realising our goals and values. And it provides a basis for regarding ourselves in a positive light, as good and worthy people."

aeon.co/essays/what-is-better-a-happy-life-or-a-meaningful-one
Burada meselenin ortaya konan karakteri gereği, nihayet ulaşılan haz ve zevkin ardından her âşık çarpıcı bir hayal kırıklığı yaşayacaktır ve öylesine özlemle arzu edilmiş olan şeyin, başka her cinsel tatminde olduğundan öteye bir iş yapmadığını, dolayısıyla da kendisini öyle fazla bir yere götürmemiş olduğunu görüp şaşıracaktır. Çünkü o arzunun, onun öteki bütün arzuları ile olan ilişkisi, türün birey ile olan ilişkisi gibi, yani bir sonsuzun sonlu ile olan ilişkisi gibidir.
cafrande.org/vefasizliga-metafizigi-schopenhauer/
The Buddhist lama Dzongsar Khyentse Rinpoche (also known as Khyentse Norbu) gave a famous lecture on love and relationships in 2010, in Bir, in northern India. With romantic relationships, he said, "We don’t really have a choice. When it comes, it comes. What is important about relationships is not to have expectations. If you are a couple, your attitude should be that you have checked into a hotel for a few days together. I might never see her again tomorrow. This might be our last goodbye, our last kiss, together. Maybe it will help; it will bring out the preciousness of the relationship. When the relationship comes, you should not be afraid."
chronicle.com/article/The-Marriage-Paradox/144821/
 In their “sociometer” theory, self-esteem is a system for monitoring how well we’re doing in our quest for social acceptance. Assaults on our self-esteem trigger a form of pain signal that alerts us to the fact that damage is occurring to the opinions that others hold of us. “Self-esteem,” they wrote, “is one’s subjective appraisal of how one is faring with regard to being a valuable, viable and sought-after member of the groups and relationships to which one belongs and aspires to belong.”

“Drugs take advantage of natural pleasure mechanisms in the human body that exist to register the accomplishment of desirable goals,” they wrote. “A drug such as cocaine may create a euphoric feeling without one’s having to actually experience events that normally bring pleasure, fooling the nervous system into responding as if circumstances were good. In the same way, cognitively inflating one’s self-image is a way of fooling the natural sociometer mechanism into thinking one is a valued relational partner.”

Take, for example, Baumeister’s 2010 book Is There Anything Good About Men?. It built upon the idea that culture changes our biology and behavior. “I wanted a case study on how culture influences a broad class of people,” he says. He chose the human male.
Rejecting the feminist notion of patriarchy as a conspiracy theory, he presented differences in gender roles as a trade-off. Within human culture, men both win and lose. The mistake of many modern feminists, he writes, is that they “look only at the top of society and draw conclusions about society as a whole. Yes, there are mostly men at the top. But if you look at the bottom, really at the bottom, you’ll find mostly men there, too.” His examples: The homeless; the imprisoned; the people who die at work, 92 percent of whom are male. The popular modern view is that it’s women who are most poorly valued by culture. But, ever the contrarian, Baumeister says men are demonstrably “more expendable than women.”

medium.com/matter/the-man-who-destroyed-americas-ego-94d214257b5#.swymjhnnj
Mustafa Kemal, İttihatçı paşalarla arasındaki farkı, TBMM'de 1 Aralık 1921'de yaptığı konuşmada şöyle koymuştu: "Büyük hayaller peşinde koşan, yapamayacağımız şeyleri yapar görünen sahtekâr insanlar değiliz. Efendiler, büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine celbettik. Biz Panislâmizm yapmadık. Belki 'yapıyoruz, yapacağız' dedik. Düşmanlar da 'yaptırmamak için bir an evvel öldürelim' dediler. Panturanizm yapmadık. 'Yaparız, yapıyoruz' dedik ve yine 'öldürelim' dediler. (…) Bütün dava bundan ibarettir. (…) Haddimizi bilelim!"

radikal.com.tr/yazarlar/ayse-hur/kizil-elma-nedir-neresidir-1491607/

iki atasözü

* Great politeness means “I want something.” (Chinese)
* By getting angry, you show you are wrong. (Madagascar)

http://www.futilitycloset.com/2015/10/26/near-and-far/

Cengiz Özkan - Yüzünü Sevdiğim Seyrana Çıkmış


haftanın şarkıları - 1

[spotify'da keşfedip beğendiğim şarkıları aralarında eski-yeni ayırt etmeden haftalık olarak paylaşmayı düşünüyorum. ilk seçki yerlilerden oldu. daha sonra yabancı bir seçki, ayıklamaya çok üşenirsem de potbori gelebilir.]


multitap - full depo



ahmet aslan - yarim derdini ver bana


resul dindar - dalgalan karadeniz




kardeş türküler - kela meme hawar

haftanın kitapları

[idefix'te yeni çıkan kitapları rss aracılığıyla yıllardır takip ediyor, okumaya değer bulduklarımı alışveriş sepetime ekliyorum. sepette satın alınacak toplamda 2487 kitap birikmiş, her ne kadar hepsini okumaya ömrüm yetmeyecek olsa da. belki birileri bu kitaplardan kendisine hitap eden bir şeyler bulur diye bundan sonra alışveriş sepetime eklediklerimi burada da paylaşacağım. buyrun ilk seçki]

loris

bazen kendimi aynen böyle görüyorum. biri gelip sevip okşuyor. aklımı başımdan alıyor. sonra da öylece koyverip gidiyor. ne yapacağımı bilemiyorum. hayata küsüyorum...

dertleşelim biraz çıkmazdayım..

[ekşi duyuruda arasıra birbirine benzeyen hayattan umutsuzluk duyuruları görüyordum. kendilerini, ve yaşamlarını bu kadar güzel ifade eden yardım çağrıları bir gün internetin derinliklerinde kaybolur diye arşivlerdim. her gün bir tane paylaşmak niyetindeyim.]

az çok prosedürü biliyorum..ben anlatacağım bir çok kişi laf çakmaya hakaret etmeye çalışacak farkındayım ama olsun hak ettim herşey kabulüm..niye bilmiyorum ama objektif beni tanımayan insanların fikrine yorumuna ihtiyacım var çünkü kapıldım bahtımın rüzgarına gidiyorum..öncelikle çoğunuza göre çok uzun bir yazı olabilir baştan uyarayım sonra küfür etmeyin...başlayayım..hayırsız bir evladım ben..kendini özel zanneden seçilmiş kişi zanneden ama bir halt olmayanlardanım bunu anlamam maalesef çok ama çok uzun sürdü..orta halli bir aileden geliyorum babamın en büyük arzusu eğitimdir takıntı derecesinde benden hiçbirşey beklemediler şuana kadar tabi onlarında yanlışları vardı belki bu noktaya gelmem de paylarıda vardı fakat asla kötü niyetli değillerdi hatta kendilerine göre haklılardı da..hayatım boyunca hiçbir iş verilmedi bana hiçbir sorumluluk almadım hep okumamı istediler derslerle ilgilenmemi istediler fakat bense ders dışında herşeye ilgi duydum..öz geçmişime geleyim orta okulu kolejde liseyide hiç hazırlanmama rağmen istanbulun sayılı anadolu liselerinden birinde okudum..fakat orta okuldaa o dönem bilen bilir d.g.m de yargılanma tehlikesi geçirecek kadar tehlikeli bir eğitim hayatım oldu..liseye ilk gittiğim günü hatırlıyorum sınıfa girdiğim ilk gün herkes kitaplarıyla falan ilgileniyordu birbirleriyle sizli bizli konuşuyordu şok olmuştum sonuç olarak o güzel insanların hepsini yoldan çıkardım hepsini kendim gibi bir hayata sürükledim dersle alakası olmayan işleri güçleri benimle ders asıp orda burda batak çevirip kahvelerde sürten bir nesil yetiştirdim..hala 4 arkadaş kardeş gibi devam ederiz onlar bile iyi ünilerde okumalarına rağmen kendilerini toparlamayı başaramadılar benim yüzümden..hayatımızın dönüm noktasıdır sana verdiğimiz o selam derler hala(bu arada yazı formatına dikkat etmiyorum eleştirebilirsiniz rahatlıkla)ilk sene üniversite hazırlık kursuna gittim yurtta falan kaldım hazırlanmak için fakt yurtta öğlen 1 de kalkıp okula gidip arkadaşları dersten çıkarıp kahveye giderdik akşam 9 gibi yurda döner uyurdum..malum ilk sene bir halt olmadı..2.sene tekrar hazırlandım(ama ne hazırlanma toplasan 100 soru çözmeden össye girdim)tabi gariban ailem gözümün içine bakıyor oğlum kazan mutlu et bizi mutlu olmak bizim de hakkımız bir gün yüzü görelim diyorlar..netice olarak yine kazanamadım..babam küstü benle bende atladım yazlığa gittim bir gün babamın ortağı aradı okumak isteseydin ne okurdun diye sordu şaşırdım ama işkillenmiştim de babam inşaat okumamı isterdi benim bende sırf kayıt ettirmesin diye makina mühendisliği dedim..ben tatildeyken babam benim yerime üni kaydını yaptırmış bir özel üniversitede makina mühendisliğine yazdırmış beni istanbula döndüğümde haberim oldu..neyse babamla barıştı oğlum artık başar göster kendini falan diyor..ama içinde burukluk var paramla okuyorsun lan tribinde haklıda sözüm yok ama bu benim okuldan soğumamı sağladı bir türlü adapte olamadım bizimkiler boğaziçi itü hayali kurarken kıytırık bi özel üniye kapağı atmıştım o da parayla tabi..neyse ilk sene geçti hazırlığı verdim bölüme geçtim..gazım o aralar anasını belleyecem bölüm 1.olucam kafasındayım ilk defa derslere de girmeye başlamıştım millet şoklarda herkes vay anasını senrahatol derselere girmeye başlamış diye konuşuyor..herşey güzel ilk vizelerden çakmışım 90 ı 100ü (tabi beni gaza getiren de bu istersem anasını bile bellerim oğlum kafası istediğim zaman yapıyordum çünkü)birden bir kız girdi hayatıma köpek gibi aşık oldum sırılsıklam..o kantinde ben kantindeyim o tuvalette ben kapısının önündeyim o bahçede ben bahçedeyim dersi mersi bıraktım tabi..(yanlış anlamayın çıkıyor sevgili falan değiliz)sürünüyorum bildiğin ne yapıyorum ne ediyorum bir türlü benim ona aşık olduğum gibi bana aşık olamıyor hep kafasında soru işaretleri var benim ilk çıkacağım insan evleneceğim insan olucak o yüzden resmi olarak çıkmıyoruz ama günde 100 msj atıyoruz(içeriği benim yalvarıp yakarmam kendimi rezil etmem tabi)öyle haftada bir buluşuyoruz falan ama ne oluyorsa olmuyor..ünideki 3.senemde dedim başlarım böyle işe bıraktım okulu..sırf pişmanlık duysun lan benim yüzümden hayatını yaktı desin diye ailemi gelecğimi hiçe attım bıraktım ailemden habersiz kaçtım istanbuldan koydum önüme bir harita gözümü kapattım koydum parmağımı ilk çıkan memlekete gittim..telefonum yok ailemin bana ulaşabileceği birşey yok..eziyet ettim resmen hem aileme hem kendime..kafamda tekrar üniye hazırlanıcam en kralını kazanıcam hem ailemle barışmış olurum hem de hatun görsün onun söylediği kadar duyarsız vurdumduymaz boş bir insan olmadığımı istersem sözümde durabileceğimi iyi bir eş iyi bir baba olabileceğimin sinyallerini vericem kafamda bu var..tabi bende konsantrasyon problemi var en şiddetli gaz bile 10 gün sürüyor maalesef 10 gün sonra dımdızlak kaldım allahın boşverdiği şehirde saçma sapan bir hotelde kendime geldim..aradım ailemi böyle olmuyor ben burdayım bana 1 sene müsade edin düzelticem herşeyi dedim..gitmeden önce babama mektup bırakmıştım baba en büyük hayalim senin gibi olmak seni seviyorum diye ..ilk kez söylemiştim bunu ona saklar hala mektubu..biz bunları konuşaamayız babayla ama bilsin istedim belki ölür kalırdım oralarda..herneyse velhasıl kelam gittiğim şehirde de nerde it kopuk tipler var nerde bir kaşar var onları buldum ve yine düzgün bir puan yapamadım..babam hiç bozuntuya vermedi artık benden umudu kesmişlerdi tek istedikleri şu lanet okulun bitmesiydi(şuan aslında lanet manet diye yazmıyor bildiğin ana avrat düz gidiyorum ama boş yere silinmesin bu kadar yazmışım diye fckin hell triibndeyim)babam gel kendi ünine kayıt yaptır zaten sildirmedik dondurduk dedi..mal gibi boynumu eğe eğe tekrar başladım ama öle bir seviyorum ki kızı yine gördüm yine mal oldum yine kıçında dolanıyorum..okul yine uzadı uzadı o uzadıkça ben gitmedim..o mezun oldu sonunda baktım olmuyor ailemden habersiz kaydımı sildirdim üniden..ama her sabah üniye gider gibi çıkıorm evden tekrar öss ye hazırlanıcam kafamda neyse böyle geçti annem anladı durumu ona anlattım herşeyi çok üzüldü babama ilk kez ylaan söyledi benim yüzümden çünkü babam rahatsızlamıştı :( bunları anlatsak bilse kalbi dayanmazdı.. :( annem madem öyle oğlum bu sene çalış gir bari iyi bir yere babana analtırız bir şekilde dedi tamma anne anasını belliyecem 1.olucam bu sefer falan derken yine aynı gaz geçti gitti yine iyi puan yapamadım..ama babama mecburen baba mezun oldum demek zorunda kaldım bu yaz..bari böyle olmayacak doğu avrupa ülkelerinden birinden gittim parayla diploma aldım işletme diploması hiç ülkeye bile gitmeden aldım.şimdi güya işletme mezunuyum...şimdi gelelim ben bunları neden yazdım mevzusuna..ben böyle şerefsiz biriyken doğruyu söylemek gerekirse yine de içimde kaldı üniversite okumak..artık yaş da geldi 27yaşındayım..ticarete atılmam evlenmem falan lazım.(hayatımda kimse yok kimseyi de istemiyorum zaten o kızı soracakanız o da evlendi çocuğu var şimdi pek sevimli bşi :)her gün bir fikir gelir aklıma kapılırım hayallere yapıcam lan bu sefer yırtıcama ailem benimle gurur duyacak derim 1 hafta sonra hevesim kaçar planı bile unuturum byöle de rezil bir adamım...şimdi size danışmak istediğim şu..ben artık ailemi utandırmak yüzlerini ağartmak istemiyorum..iş güç sahibi olmak istiyorum fakat aynı zamanda ya adam gibi bi üniden yüksek lisans ya da tekrar lisans yapmak istiyorum( bu arada diplomama göre ortalamam 3.80 ve çok sağlam 2 tane referans mektubum var toeflı falan saymıyorum bile :)iki yolum var siz beni aydınlatın lütfen..ya burda ailecek tanıdığımız bir abimizin müdür olduğu güzel uluslararası bir firmada işletme mezunu oalrak işe başlayacağım standart bir hayatım olucak iyi bir diploma alamamış hayallerim suya düşmüş fkat babamı mutlu etmiş annemi de az da olsa kederine derman olmuş olacağım..ya da kafamda tutacağına inandığım 100 numara bir ticaret planı var yurtdışı basedli misal gideceğim rusyaya moscow state üniversity de sağlam bir bölümde ya lisans yapacağım ya da yüksek lisans aynı zamandada ticaret planımı gerçekleştirmiş olacağım kafamda 2 sene orda kalmak var 2 senede ya zaten orda parayı vururum milyoner olurum ya da rusyada dazlaklar şişler beni ölür kalırım..yüksek lisans yaparsam 2 sene de bitmiş olur lisans yaparsamda kafamda buraya yatay geçişle geçmek var iyi bir üniye..misal ben hukuk okumak istiyorum rusyada hukuk okuyup buraya geçiş yaparsam derslerimi sayarlar mı acaba?saat sabahın 7 si olmuş daha uyumadım ne sorduğumu ne istediğimi bile bilmiyorum ne yapmam gerektiğini doğruyu söylemek gerekirse..sanırm ezcümle şunu demem lazım ben ne bok ymeeliyim size göre?yerimde olsanız ne yaparsınız?yazım hatalarna saçma cümlelere benim yaptığım tüm adiliklere rağmen okumayı bitiren herkese teşekkür ederim..küfür bile etseniz yazın amk bir cümle kabülüm

Hayattan zevk alamıyorum

[ekşi duyuruda arasıra birbirine benzeyen hayattan umutsuzluk duyuruları görüyordum. kendilerini, ve yaşamlarını bu kadar güzel ifade eden yardım çağrıları bir gün internetin derinliklerinde kaybolur diye arşivlerdim. her gün bir tane paylaşmak niyetindeyim.]

Neden derseniz sevguili gençler .....(aslında çoğunuza göre büyuk dertlerim yok yani yolda dilenci görseniz onlardan daha iyi bir durumdayım ama şimdi problemler daha çok pskolojik)

1 Manevi boşluğum o kadar yukseldiki tuttuğum oruçtan zevk alamıyorum.Namaz kılıyordum bıraktım bir yıl oldu ve bu alkola karşı bakışım değişmete başladı (biri ağzıma koysa içiçek gibiyim ) yani bara gitmem ramazan olmasaydı hemen şu an bar mudavimiydim

2 bole aniden bilmediğim bir ortama girsem ne olur (mal gibi olurmuyum karı kız yalan sarhoş amale olursun )

3 yani bu kadar feci bir hale düşmem %10 ama yine zevksisizm yani şu an ölsem lan keşke ölmeseydim demem

4 Maddi duruma gelince yaş 21 aylık gelir 1000 tl civarı (babadan para almıoz ) ama ev araba yok herhalde 30 uma kadar bunlardan ikisi elde edemicem

5 şimdi aile ortamımı ve pek yaşantımıda sevmiyorum açıkçası
(babam iflas etmiş bir adam ,kardeşim salak bir tip ,annem de fedakar ama cahilce davranan biri )

6 hatunlarla aram da çok iyi değil yaş 21 sevgililk konularına hala giremiyorm ve yani çok kız arkadasım oldu ama bir tanesiyle sevgili pozisyonuna gelemedim

7 Aslında bunlar dert değil aranızda ne dertli kardeşler vardır

8 Namaz kılın demiş bazı arkadaslar abi bu namaza başlıyorum ama sonra bakıyorm ordayım burdayım yalan oluoo (bu gidişle cehennemlik ben ) lan lisedeyken en koyu fetocuydum sonra ne oldu bana

http://www.eksiduyuru.com/index.php?m=d&id=285182

aşk mı kariyer mi?

[ekşi duyuruda arasıra birbirine benzeyen hayattan umutsuzluk duyuruları görüyordum. kendilerini, ve yaşamlarını bu kadar güzel ifade eden yardım çağrıları bir gün internetin derinliklerinde kaybolur diye arşivlerdim. her gün bir tane paylaşmak niyetindeyim.]

dertliyim duyurucular... azıcık kendimden bahsetmem gerek. küçüklüğümden beri derstir, eğitimdir benim için her zaman önemli olmuştur. insanların beni akademik başarılarımla hatırlamasını istedim hep. çoğu zamanda istediğim gibi oldu. hayatımda toplasan 1 adet sevgilim oldu. o da "hadi nan nasıl bişeymiş?" diyerek girdiğim bir olaydı. zorla teklif ettim, ufak heyecanlar yaşadım. bir süre takıldık, kendime aşık ettim, terkettim. bir süre sonra tekrar bir araya geldik. çünkü hakkaten acayip sempatik ve zeki olduğumu düşündüğünü söylüyor çoğu insan. (tabi bu sadece egomu yükseltiyor o kadar, paylaşma içgüdüsü falan geliştirdiği yok.) sonra yine terkettim "canım sıkıldığı" için. detaylı bir cinsellik yaşamadık. o isteseydi de yaşamazdım herhalde. hiç ihtiyaçta duymamışımdır. frijit de değilim ama hayatımda sekse ihtiyaç duymuyorum. tiksinti de vermiyor yani aseksüel falan da değilim. ama ilgimi çekmiyor işte. oturup internette takılmayı ya da gezmeyi tercih ederim. bu olayın öncesinde ve sonrasında ise bir sevgiliye, evliliğe vs. hiç ihtiyacım varmış gibi gelmedi, gelmiyor. gerçekten de ihtiyaç duymuyorum. kendime göre çok çekilmez biriyim, kendime karşı dürüst olduğumu biliyorum. ne başkasını çekebilirim ya da çektirebilirim. ben böyle iyiyim. insanlara ihtiyaç duymaktan ya da bağımlı olmaktan da nefret ederim bu arada. bunları niye yazdım duyurucular? şöyle ki; geniş ailemdeki 25-35 yaş grubundaki tüm kuzenlerim, neredeyse yaşıtlarım "patır patır" evlenmeye ya da bu (bana göre değil ama) ihtiyaç gibiymişcesine bir sevgili arayışı içine girmeye başladılar. anlamadım yalnızlık ya da mevcut çevrenle takılmak bu kadar kötü ya da tahammül edilemez gibi mi geliyor insanlara? aile büyüklerinden de baskı hissedilmekte hafif şiddette bu konuda. ve başarıya da ulaşıyorlar. saflarımı tek tek kaybetmeye başladım. kuzenlerime saf diyorum çünkü ne zaman bir yere gidecek ya da birşey yapacak olsam onları davet eder(dim) arkadaşlarımdan önce. he arkadaşlarıma gelince de, tüm arkadaşlarımı terkettim. çünkü onlarda da aynı şey oldu. başkalarını buldular. anlayışları gayet sonsuzdu ama ben hep 3. olmak istemedim. "sıkıldım" ve bıraktım hepsini. zaten hep hayattan beklentileri farklı olan iyi insanlarla arkadaş olduğumu farkettim. yani aslında onlarla aşırı samimi olmamam da yararıma oldu diyebilirim. bu bir sorun mu sevgili duyuru? çoğunluğa bakarsak evet bir sorun gibi. ama değişmek istemiyorum. sonradan yıkılacağını bildiğim ilişkiler kurmak istemiyorum. topluma uymak pahasına. hele evlilik gibi birşey asla. kendimi yaksam başkasını yakmak istemem. zaten ne bedenim ne de beynim bunu talep ediyor. bunu da biliyorum. ama çevrem giderek daralmaya başladı. arkadaşlarımdan hayır yok, ailemden de azalmaya başladı. ne yapayım duyuru ne yapayım? bir şeyler söyle...

magdurum ben magdur #300494

ankara savaşı

"Savaş sabah oldukça geç bir saatte, dokuza doğru başladı ve ak­ ını karanlık basıncaya kadar sürdü. Yeniçeriler iyi dayandılar, özellıkk' de kralları Istvan’ın kom utasındaki Sırplar harikalar yarattılar. Yıklırım göğüs göğüse savaştı. Ama Küçük Asya’da orduya katılm ış Miislüman savaşçılar düşman saflarına geçtiler: zira Tim ur’un İmlikleri arasında eski beyleri bulunuyordu. Anadolulu Türkler kendilerini, daha o zaman bile Avrupah olarak gördükleri Osmanlılardan çok Asyahlara yakın sayıyorlardı. Güneş, ormanlarla kaplı tepelerde yok olduğu sıralarda Osmanh İmparatorluğu artık yenilmiş, padişah 1 utsak düşmüştü. Birkaç ay sonra da umutsuzluk ve çaresizUk içinde Dİdü. Tim ur onu yendiği halde, o kadar da küçümsemiyordu (efsanenin aksine Yıldtrım’ı kafese kapatmamıştır). Yıldınm ’ı büyük hir törenle atalarının mezarlarının bulunduğu Bursa’ya gömdürdü."
[jean-paul roux, türklerin tarihi, s.331]

rahatlamak için yazıyorum sadece

[ekşi duyuruda arasıra birbirine benzeyen hayattan umutsuzluk duyuruları görüyordum. kendilerini, ve yaşamlarını bu kadar güzel ifade eden yardım çağrıları bir gün internetin derinliklerinde kaybolur diye arşivlerdim. her gün bir tane paylaşmak niyetindeyim.]

cevap vermeseniz de olur yani, hatta uzun yazıcam biraz, okumasanız bile olur. nerden başlayayım anlatmaya bilmiyorum. maddi durumumuz çok iyi değil. kötü de değil aslında ama şu an ailem için bir yüküm. okul bu yıl bitiyordu normalde, ailem de böyle biliyor, lakin kafadan üç yıl var daha. son bir buçuk yıldır her sabah 6buçukta evden çıkıp, okul hariç her yere gittim. bazen saatlerce yolculuk yapıp, gittiğim yerde bi çay içip akşam eve geri döndüm. şimdi eylülde okula aslıma niyetindeyim ama becerip beceremeyeceğimden emin değilim... mayıs ayında aileme ne diyeceğimi bilmiyorum, diploma soracaklar, zaten daha önce de okul bırakmıştım bir kere onların haberi olmadan. üstelik sevdiğim bölümde okuyorum.. geçtiğimiz yıl altı yıllık kız arkadaşımdan ayrıldım. seviyordum aslında ama artık plan yapıp evden çıkmak, her sevgiliyle yapılan standart şeyleri yapmak sıkıcı gelmişti. üstelik o da okulunu bitirmişti, dedim hayatına baksın kız. belki hayatta evlenebileceğim tek insandı. gitti... ayrıldığımız günden beri de başka herhangi bir kızla ilişkim olmadı. olamaz da zaten. zira denedim ama kesinlikle problem yaşıyorum iletişim kurmakta. ailemle, kaç yıllık dostlarımla bile zaman zaman anlaşmakta güçlük çekiyorken doğal olarak yeni tanıştığım bir kıza kendimi tanıtamıyorum, o tanımak adına gerekli hamleleri yapamıyorum. eli yüzü de düzgün bir erkeğim, zaman zaman ilgi duyan kızlar oluyor, artık duruma alıştığım ve bir kez daha aynı şeyleri yaşamak istemediğim için baştan reddediyorum... okuduğum bölümle ilgili mesleği edindim sayılır aslında. zaman zaman iş alıyorum dışarıdan. büyük paralar kazanmasam da işte harçlık oluyor, bir ayımı kurtarıyor filan. ama artık o işleri yapmak da işkence haline gelmeye başladı. şu an bir iş var elimde, inanın karnım ağrıyor düşündükçe. sanırım bunu da yapıp, daha fazla çalışmıycam. paraya önem vermedim hayatım boyunca, param olmadığı halde... okulda kimseyle arkadaş olamadım. ortaokul ve liseden arkadaşımla görüşüyorum sadece. soğuk bir insan olduğumu sanıyorlar, öyle olmasam da onlarda haklı. yeni bir insanla aynı ortamda olduğum zaman, ne gerek var ki şimdi tanışmaya, konuşmaya diye düşünüyorum... dinle bütün bağlarım koptu. zaten hiçbir zaman iyi bir müslüman olmamıştım, küçükken cumalara giderdik işte. son birkaç yılda içimde en ufak bir inanç zerresi kalmadı. bağımlılık yapan her türlü maddeye ilgi duyuyorum. param olmadığı için abartmıyorum ama düzenli içki içen, bulduğumda daha farklı şeylere de yönelen bir yapım var. kafamın güzel olmasını seviyorum. aklımda her zaman bir intihar fikri var. yanlış anlaşılmasın yalnız bu. yani şöyle ki; herşey kötüye gidiyor evet, sonuna kadar da yaşayabilirim bunu, benimle ilgili bir sıkıntı yok ancak bazı zamanlar aileme ve çevremdeki insanlara acı verdiğimi düşünüyorum. dolayısıyla çekip gitmek istiyorum, nereye olursa olsun. lakin elde avuçta para olmadığı için, çalışmak da istemediğim için en kötü intihar ederim filan diye kuruyorum kafamda yıllardır. yani normal bir düşünce halini aldı bu fikir bende... eski kız arkadaşım gizli depresyon olabileceğimi söylemişti. eskiden daha sosyal bir insandım. gerçi hala kendi arkadaş grubumla takılıyorum, farklı şeyler yapıyoruz zaman zaman ama eskisi gibi değil. hani eskiden çok kitap okurdum filan, şimdi internet bağımlısı oldum bi de. sabah altıya kadar oturup öğleden sonraları uyanıyorum. kendimi yalnız bir insan olarak tanımlayabilirim. hayatımda bir kız yok. arkadaşlarım da belirli bir yere kadar, sonuçta onlarında bir hayatları var. çoğu zaman tek takılırım. yalnız olmaktan keyif bile alıyorum. yalnızlık bir yaşam biçimi oldu benim için... çocukluğum başarılarla geçmişti hep. üniversitede tam tersi bir hal aldı. niye böyle oldu bilmiyorum, üzülmüyorum da aslında ama çok sıkılıyorum. inanın çok sıkılıyorum. iki üç yıldır hemen hergün düzenli olarak sıkıldım, hiç geçmedi... hani kaybedenler kulübünde diyodu ya adam "ben geçen gün ölüyorum sandım bee" diye, işte o kadar sıkılıyorum...