Ona cesaret verecek insanlar da vardı dünyada. Ve o, uzun boylu düşünmeden, hesaba kitaba kaçmadan, öylesine, içinden geldiği gibi, dünyasını kurmaya çalıştı; bu uzun şarkıları yazdı. "İstediğini yaz Selim," dedim. "Hiçbir korku aklını gölgelemesin." "Sonunda pişman olursun, usanırsın benden," dedi. "Zarar yok Selim be," dedim. "Bir insan da senin yüzünden sıkılsın; bir insandan da utanma! Ne olur?" "Peki Süleyman dost" dedi. Senin için olsun bu şarkılar... [Tutunamayanlar, s.112]
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
loris
bazen kendimi aynen böyle görüyorum. biri gelip sevip okşuyor. aklımı başımdan alıyor. sonra da öylece koyverip gidiyor. ne yapacağımı bilemiyorum. hayata küsüyorum...
sırtlan cinselliği
"en bilinmeyen özelliklerinden biri anaerkil ve oldukça sosyal topluluklar halinde yasayan bu hayvanlarin disi olanlarinin inanilmaz yüksek testosteron düzeyine sahip olmalari ve hortum seklinde, idrarlarini yaptiklari bir yalanci erkeklik organlari bulunmasi olan hayvanlar..."
"But perhaps no female has mastered mimicry as well as the spotted hyena. Females and males alike have masculine-looking genitalia. In this species, male aggression against females is exceedingly rare, and the female hyena may be said, in a Freudian sort of way, to have had the last laugh."
sorcerer kumru
sanki kediye büyü yapmaya çalışıyor. kafayı daldırışıyla beraber çıkardığı ses de efekt gibi olmuş ha . büyü tutmayınca da gevrek gevrek gülüyor gibi. bi acayip. 48. saniye favorim.
yunusla muhabbetten habipliğe
[mental_floss sitesindeki "tekrarlanmaması gereken 4 tuhaf deney" yazısından kendi çevirimdir]
yakın tarihteki en rahatsız edici deneylerden biri belki de nörolog john c. lilly tarafından 1958 yılında yürütülen yunus zekası araştırmasıdır. lilly'nin amacı yunusların insanlarla konuşup konuşamayacağını öğrenmekti. o zamanın hakim dil teorisi, çocukların anneleriyle sürekli ve yakın temas halinde olmasının konuşmayı öğrenmede baş rol oynadığıydı. lilly de bu fikri yunuslar üzerinde tatbik etmek istiyordu.
kedi oyunu ama hangisi?
çocukken oynadığımız bir oyun vardı hani: yüzleri birbirine dönük iki kişi bir kendi ellerinin avuç içlerini birbirine vurur, bir de karşısındakinin avuç içlerine vururdu belli figürlerle. ilk şaşıran kişi olmamaktı tüm olayı. neydi onun adı? yarım saattir düşünüyorum aklıma gelmiyor bir türlü. google da derman olamadı derdime. yoksa bir adı yok muydu bunun? o aklıma geldi bunu izleyince. "kedi bilmem nesi" diye başlık yapacaktım. yazı konusu oldu iyi mi?
arslan ailesine kendini sevdirmek
insan kıskanıyor valla. vahşi hayvalarla temasa karşı çıkanlara da sormak gerek nerde yaşıyorlarmış. insanların kendilerini "hayvanların hamisi" olarak görmeleri kadar sakat bir insanlık anlayışı var mıdır? bizden zeki uzaylılar dünyayı ziyaret ettiklerinde umarım bu düşüncedeki insanları götürüp "kendi vahşi ortamlarını" yaşayabilecekleri korunaklı bir parkta yaşamalarını sağlarlar da kurtuluruz onlardan. ben uzaylı abilerle el şakaları, güreşler yapıyor olacağım.
köpek tekmelemenin felsefesi
"örneğin kartezyen felsefede şu varsayılmıştır: kartezyenler, insanların aklının olduğu ve dünyada geriye kalan her şeyin makina olduğunu kanıtladığını düşünmüştür. dolayısıyla diyelim ki, bir kedi ile bir saat arasında hiçbir fark yoktur. bir kedi sadece biraz daha karmaşıktır. 17. yüzyılda kralın mahiyetine bakacak olursanız, tüm bu yazılanları okumuş ve anladıklarını düşünmüş olan o akıllı büyük adamlar, spor olsun diye leydi bilmem kimin en sevdiği köpeğini tekmeleyerek öldürüyorlarmış ve bunun bir taşın yere düşmesi gibi bir şey olduğunu söyleyip kahkahalarla gülüyorlarmış, sonra da bu aptal leydi en son felsefe akımlarından anlamıyor diyorlarmış."
[noam chomsky, entelektüellerin sorumluluğu, s.61]
[noam chomsky, entelektüellerin sorumluluğu, s.61]
umwelt: herkesin dünyası kendine
"baron jakob von uexküll günümüzde 20. yüzyılın en büyük hayvanbilimcilerinden ve ekolojinin kurucularından biri sayılır. uexküll'ün hayvanların yaşadıkları çevre ile ilgili olarak yaptığı araştırmalar, gerek kuantım fiziğinde, gerekse postmodern sanatta güncelliğini korumaktadır. kuantum fiziği ve postmodern sanat gibi, onun çalışmaları da hayata ilişkin bilimlerde her türlü insan merkezci bakış açısının terk edilmesini ve doğa imgesinin insan ölçütünden radikal bir biçimde arındırılmasını ifade etmektedir.
...
uexküll, sık sık, belli bir hayvan öznenin, bulunduğu çevredeki şeylerle kurduğu ilişkinin, bizim insani dünyamıza bağlı nesnelerle kurduğumuz ilişkiyle aynı zaman ve mekanda gerçekleştiğini düşündüğümüzü belirtir. bu yanılsama, bütün canlıların bulunduğu tek bir dünya olduğu kanısına dayanmaktadır. uexküll ise, bu şekilde tek bir dünyanın ve bütün canlılar için tek bir zaman ve mekanın olmadığını göstermiştir. güneşli bir günde yanımızda uçuştuğunu gördüğümüz arı, yusufçuk böceği ya da sinek bizim onları gözlemlediğimiz şekilde hareket etmemektedirler ve bizimle --ya da kendi aralarında-- aynı zaman ve mekanı paylaşmazlar."
[giorgio agamben, açıklık - insan ve hayvan, s.44-5]
beceriksizlik salaklığa karşı
hangi duygular içerisine gireceğimi şaşırdım. dünyanın en gerizekalı iki canlısı karşı karşıya gelmiş sanki. av ölmekte diretiyor, avcı öldürmemekte. vursaydı avcıya küfredip geyiğe acıyacaktım. hemen kaçsaydı geyiğe sevinip avcıya gülecektim. ama ikisi de olmuyor. bir de böyle yaşamlar var işte: iyilikleri, kötülükleri beceriksizlikten/cahillikten ortaya çıkanlar.
TAVUK
domuz etine karşı gösterilen tiksinti neden tavuk etine gösterilmez anlamıyorum. tavuk, pislik içinde yaşadığı söylenen domuzdan da beter bir hayat sürer. ne bulursa yer. böceği, yılanı, kertenkelesini tut da canlı ve ağza girebilecek her şeyi yiyebilir bu iki ayaklı hayvan. boyutları biraz büyük olsa bizi de yer (şaka değil). ama en kötüsü bu hayvan bok da yer. evet, etrafta gördüğü sıçmıkları didiklemeyen tavuk yoktur. hatta bulamazsa kendi bokunu da karıştırır. gerek psikopat bakışları, gerek iki ayak üstünde duruşlarıyla bana dinozorları hatırlatıyor bu mahlukat. kana da duyarlı olan tavuklar yaralı arkadaşlarını didikleyerek öldürdükleri her tavuk yetiştirme çiftliğinde görülen olağan bir hadisedir. o yüzden gagalarını keserler. yeryüzünün en korkunç ve tiksintici verici hayvanı.MONOGAMİ: PARADOKSTUR BENİM ADIM
Diplozoon paradoxum: balık bağırsağında yaşayan asalak bir solucanmış. daha ergenken eşini buluyormuş. ve dişi ile erkek birbirine kaynaşarak yetişkinliğe ulaşıyormuş. hayvanlar aleminde "ölüm ayırıncaya kadar" tekeşliliğinin bilinen yegane mükemmel temsilcisiymiş.
İLGİNÇ KÖPEKLER
YABANCI EL SENDROMU YAŞAYAN KÖPEK
ÖN BACAKLARI OLMADAN İKİ AYAK ÜSTÜNDE YÜRÜYEN KÖPEK
ZEKİ KÖPEK
ÖN BACAKLARI OLMADAN İKİ AYAK ÜSTÜNDE YÜRÜYEN KÖPEK
ZEKİ KÖPEK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
