Ona cesaret verecek insanlar da vardı dünyada. Ve o, uzun boylu düşünmeden, hesaba kitaba kaçmadan, öylesine, içinden geldiği gibi, dünyasını kurmaya çalıştı; bu uzun şarkıları yazdı. "İstediğini yaz Selim," dedim. "Hiçbir korku aklını gölgelemesin." "Sonunda pişman olursun, usanırsın benden," dedi. "Zarar yok Selim be," dedim. "Bir insan da senin yüzünden sıkılsın; bir insandan da utanma! Ne olur?" "Peki Süleyman dost" dedi. Senin için olsun bu şarkılar... [Tutunamayanlar, s.112]
kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haftanın kitapları
[idefix'te yeni çıkan kitapları rss aracılığıyla yıllardır takip ediyor, okumaya değer bulduklarımı alışveriş sepetime ekliyorum. sepette satın alınacak toplamda 2487 kitap birikmiş, her ne kadar hepsini okumaya ömrüm yetmeyecek olsa da. belki birileri bu kitaplardan kendisine hitap eden bir şeyler bulur diye bundan sonra alışveriş sepetime eklediklerimi burada da paylaşacağım. buyrun ilk seçki]
ankara savaşı
"Savaş sabah oldukça geç bir saatte, dokuza doğru başladı ve ak
ını karanlık basıncaya kadar sürdü. Yeniçeriler iyi dayandılar, özellıkk'
de kralları Istvan’ın kom utasındaki Sırplar harikalar yarattılar.
Yıklırım göğüs göğüse savaştı. Ama Küçük Asya’da orduya katılm ış
Miislüman savaşçılar düşman saflarına geçtiler: zira Tim ur’un
İmlikleri arasında eski beyleri bulunuyordu. Anadolulu Türkler kendilerini,
daha o zaman bile Avrupah olarak gördükleri Osmanlılardan
çok Asyahlara yakın sayıyorlardı. Güneş, ormanlarla kaplı tepelerde
yok olduğu sıralarda Osmanh İmparatorluğu artık yenilmiş, padişah
1 utsak düşmüştü. Birkaç ay sonra da umutsuzluk ve çaresizUk içinde
Dİdü. Tim ur onu yendiği halde, o kadar da küçümsemiyordu
(efsanenin aksine Yıldtrım’ı kafese kapatmamıştır). Yıldınm ’ı büyük
hir törenle atalarının mezarlarının bulunduğu Bursa’ya gömdürdü."
[jean-paul roux, türklerin tarihi, s.331]
[jean-paul roux, türklerin tarihi, s.331]
oxford sözlükleri
geçen ay oxford dictionary of english'in üçüncü baskısı yayınlandı. baskı derken içinde değişiklik ve yeniliklerin olduğu güncel versiyon anlamına gelen edition'dan bahsediyorum. gerçi edition'ın türkçedeki doğru karşılığı bu mu ondan da emin değilim çünkü baskı ve basımın anlamlarına ne kadar baksam da kafama girmiyor.
herneyse, bir sözlüksever olarak sipariş vermemek için kendimi zor tutuyorum açıkçası. kitaplıkta 20'yi aşkın sözlük, cd'lerde de bir o kadar sözlük programı durur ama tatmin olmam mümkün değil gibi artık. olay kör bir tutkuya dönüştü benim için.
öte yandan piyasada bir çok oxford sözlüğü var. haliyle kafalar karışabilir. insanlar hangisi ne işe yarar merak edebilir. anlatalım:
oxford dictionary of english ilk baskısını 1998'de yapıyor. "new oxford dictionary of english" adıyla çıkıyor piyasaya ilk olarak. "new oxford american dictionary" ise bunun amerikan versiyonu oluyor. ikinci baskısı 2005'te yapılan sözlük 355,000 adet entry içeriyor (kelime demiyorum çünkü neyin kelime sayılacağı muğlak bir olay) geçen ay yayımlanan son baskısında ise 2,112 sayfa var. fiyatı da 40£ yani 90tl falan. bunun "compact", "pocket", "little", "mini" ve "concise" adlarıyla çeşitli amaçlara göre (akademik, günlük, vs) kısaltılmış versiyonları da vardır. online versiyonu yıllık 40£ (+kdv) istiyor.
oxford advanced learner's dictionary, yabancı dil olarak ingilizce öğrenenlere yönelik bir sözlük. ilk olarak 60 yıl önce basılmış. 2010'da sekizinci baskısına ulaşmış. bununla aynı kulvarda iş gören longman, cambridge, collins, merriam-webster ve macmillan gibi rakip advanced learner sözlükler vardır. bir de wordpower diye beginner learner'lar için diyebileceğimiz daha basit versiyonu vardır.
oxford english dictionary, kısaca oed olarak da bilinir ve sözlüklerin babasıdır. ilk baskısı için 1884'te başlayan proje ancak 1928'de mutlu sona erişebiliyor. ikinci ve şu anki baskı 1989'da çıkarılıyor. bunda kelimeler asla silinmez, devamlı eklenir. 2000 yılından beri oed.com adresinde online halde de bulunmaktadır ama paralıdır ve oldukça da pahalıdır (yıllık bireysel üyelik 240£ yani 550tl civarında). online versiyona üç ayda bir yeni kelimeler eklenir ve projedeki o zamanki aşamaya göre belli bir harf aralığındaki kelimeler tekrar gözden geçirilir. kitaplaştırılmış hali 20 cilttir ve toplamda 21,000 küsür sayfalık hacme sahiptir. fiyatı 750£ yani 1,750tl kadar. üçüncü baskısının 2013'te falan tamamlanması bekleniyor. bunun 2 cilt 3,804 sayfalık "shorter" ve ayrıca tek cilt 1,728 sayfalık "concise" versiyonları da vardır.
ingilizlerin oxford'una karşılık amerikalıların da meşhur webster sözlükleri vardır: webster’s new college, merriam-webster’s collegiate, webster’s third international, random house webster’s unabridged sözlükleri ... diye gider. ama onlara girmeye cesaretim yok hiç :)
oxford english dictionary:
oxford advanced learner's dictionary:
oxford dictionary of english:
http://www.oxforddictionaries.com/
(01 Aralık 2010, ekleme) aradaki farkın bizzat oxford tarafından anlatıldığı bir yazı:
http://www.oed.com/public/oedodo/the-oed-and-oxford-dictionaries
(01 Aralık 2010, ekleme) aradaki farkın bizzat oxford tarafından anlatıldığı bir yazı:
http://www.oed.com/public/oedodo/the-oed-and-oxford-dictionaries
otto kernberg - aşk ilişkileri
otto kernberg'in "aşk ilişkileri" kitabından bazı alıntılar:
"cinsel ilişki sırasında bir çifti gözleme yönündeki dikizci dürtü -asal sahneyi şiddet yoluyla kesintiye uğratma arzusunun dışavurumu- ödipal çiftin mahremiyetine ve gizliliğine nüfuz etme ve cilve yapan anneden intikamını alma arzusunun yoğunlaşmış bir halidir." [s.51]
"sadistik öldürme öteki kişinin varoluşunun özüne nüfuz etme ve o özden dışlanma duygusunu kökünden yok etme yönündeki bir çabanın aşırı, ama mantıklı bir sonucudur." [s. 128]
"karşılıksız aşkın sonuçları farklı olabilir; burada belirleyenlerden biri bireyin psişik dengesidir. yeterince esnek bir kişide, yas süreci önemli bir travma geçirmeden iyileşmeyle son bulabilir; ama eğer birey nevrotik olarak orijinalinde erişilmez, ketleyici bir nesneye saplantılıysa, kendine saygısını yitirecektir. genel olarak birey ödipal yenilgiye ve preödipal ketlenmeye (örneğin, oral bağımlılığın ketlenmesi) ne kadar çok yatkınsa, karşılıksız aşkta o kadar büyük bir aşağılık duygusuna kapılacaktır." [138]
"ağırlıklı olarak narsisistik kişilikler, erişilmez görüldüklerinde potansiyel partnerlerini idealleştirme ve erişilebilir hale geldiklerinde ise değersiz görme eğilimi taşır ve bütün aşk ilişkilerinde sıradan ketlenme ve çift değerliliklere tahammül etmekte büyük zorluk çekerler. mazoşistik kişilikler son derece idealleştirilmiş ve potansiyel olarak elde edilmesi imkansız partnerler arar; ama, özellikle ketleyici ve sadistik partnerlerle derinliğine nesne ilişkileri geliştirme kapasitesine sahiptirler." [s.187]
"kadınlarda, sadistik erkeklerin tecavüzüne uğrama yönündeki mazoşistik fantezilerin arkasında genellikle müdaheleci, fallik bir annenin bilinçdışı imgesi yatar." [s.193]
"narsisistlerin yalnızca kendilerini sevdikleri ve başka kimseyi sevmedikleri yerine, kendilerini de başkalarını sevdikleri kadar kötü sevdiklerini söylemek daha doğrudur." [s.198]
"narsisist kişiliğin sevilmek yerine hayran olunmaya ihtiyacı vardır" [s. 206]
"cinsel ilişki sırasında bir çifti gözleme yönündeki dikizci dürtü -asal sahneyi şiddet yoluyla kesintiye uğratma arzusunun dışavurumu- ödipal çiftin mahremiyetine ve gizliliğine nüfuz etme ve cilve yapan anneden intikamını alma arzusunun yoğunlaşmış bir halidir." [s.51]
"sadistik öldürme öteki kişinin varoluşunun özüne nüfuz etme ve o özden dışlanma duygusunu kökünden yok etme yönündeki bir çabanın aşırı, ama mantıklı bir sonucudur." [s. 128]
"karşılıksız aşkın sonuçları farklı olabilir; burada belirleyenlerden biri bireyin psişik dengesidir. yeterince esnek bir kişide, yas süreci önemli bir travma geçirmeden iyileşmeyle son bulabilir; ama eğer birey nevrotik olarak orijinalinde erişilmez, ketleyici bir nesneye saplantılıysa, kendine saygısını yitirecektir. genel olarak birey ödipal yenilgiye ve preödipal ketlenmeye (örneğin, oral bağımlılığın ketlenmesi) ne kadar çok yatkınsa, karşılıksız aşkta o kadar büyük bir aşağılık duygusuna kapılacaktır." [138]
"ağırlıklı olarak narsisistik kişilikler, erişilmez görüldüklerinde potansiyel partnerlerini idealleştirme ve erişilebilir hale geldiklerinde ise değersiz görme eğilimi taşır ve bütün aşk ilişkilerinde sıradan ketlenme ve çift değerliliklere tahammül etmekte büyük zorluk çekerler. mazoşistik kişilikler son derece idealleştirilmiş ve potansiyel olarak elde edilmesi imkansız partnerler arar; ama, özellikle ketleyici ve sadistik partnerlerle derinliğine nesne ilişkileri geliştirme kapasitesine sahiptirler." [s.187]
"kadınlarda, sadistik erkeklerin tecavüzüne uğrama yönündeki mazoşistik fantezilerin arkasında genellikle müdaheleci, fallik bir annenin bilinçdışı imgesi yatar." [s.193]
"narsisistlerin yalnızca kendilerini sevdikleri ve başka kimseyi sevmedikleri yerine, kendilerini de başkalarını sevdikleri kadar kötü sevdiklerini söylemek daha doğrudur." [s.198]
"narsisist kişiliğin sevilmek yerine hayran olunmaya ihtiyacı vardır" [s. 206]
bu su - david foster wallace
bu blogda daha önce güzel bir alıntısına yer verdiğim müntehir david foster wallace'ın kenyon college'ta yaptığı "this is water" adlı konuşması siren yayınları tarafından türkçeye çevrilmiş. internette birkaç makalesini okuyup pek beğendiğim bu adamın ilk defa türkçeye çevrilmiş bir eserini görünce ben de alelacele hemen idefix'ten sipariş ettim bir tane.
gelgelelim kitabı öyle çok incelemeden getirttirince yaşadığım hayal kırıklığı da büyük oldu. adamlar hepi topu 10 sayfaya sığabilecek konuşma metnini 141 sayfaya yaymışlar. her sayfada bir ya da iki cümle var. tabi bir çırpıda okundu bitti. tıpkı kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi ağzımda buruk bir tat kaldı.
metnin ingilizce aslını internette bulunca hayal kırıklığı katmerlendi. verdiğim 8,5tl'ye daha bi acıdım. kaçtır internette daha ucuza satılıyor diye bir kitabı kanlı-canlı elime alıp incelemeden tanıtım yazısına aldanarak sipariş etme tembelliğim yüzünden dolaylı olarak kazıklanıyorum. bundan önce de bir çeviri sözlüğüne aldanmış, elime geçen cep kitabı formundaki sözlüğün neredeyse bütün kelimelerini biliyor olduğumu görünce yediğim 10tl'lik kazığın acısından ders aldığımı sanmıştım.
siren yayınları yakında aynı yazardan "iğrenç adamlarla kısa mülakatlar" adlı bir kitap daha yayınlayacakmış. sütten ağzım yandı. istediğim kadar sevdiğim bir yazar olsun, içini açıp iyice kontrol etmeden bu yayınevinden hayatta kitap almam artık.
gelgelelim kitabı öyle çok incelemeden getirttirince yaşadığım hayal kırıklığı da büyük oldu. adamlar hepi topu 10 sayfaya sığabilecek konuşma metnini 141 sayfaya yaymışlar. her sayfada bir ya da iki cümle var. tabi bir çırpıda okundu bitti. tıpkı kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi ağzımda buruk bir tat kaldı.
metnin ingilizce aslını internette bulunca hayal kırıklığı katmerlendi. verdiğim 8,5tl'ye daha bi acıdım. kaçtır internette daha ucuza satılıyor diye bir kitabı kanlı-canlı elime alıp incelemeden tanıtım yazısına aldanarak sipariş etme tembelliğim yüzünden dolaylı olarak kazıklanıyorum. bundan önce de bir çeviri sözlüğüne aldanmış, elime geçen cep kitabı formundaki sözlüğün neredeyse bütün kelimelerini biliyor olduğumu görünce yediğim 10tl'lik kazığın acısından ders aldığımı sanmıştım.
siren yayınları yakında aynı yazardan "iğrenç adamlarla kısa mülakatlar" adlı bir kitap daha yayınlayacakmış. sütten ağzım yandı. istediğim kadar sevdiğim bir yazar olsun, içini açıp iyice kontrol etmeden bu yayınevinden hayatta kitap almam artık.
sanat ve insan
amerikalı columbia üniversitesi profesörü irwin edman tarafından kaleme alınmış kitap. ilk baskısı 1928'de, genişletilmiş sonraki 2 baskısı 1949 ve '50 yapılmış. benim okuduğum türkçe baskısı meb tarafından basılmış.
kitabın konusuna gelince; sanat ve sanatın hayat tecrübesi, medeniyet ve felsefe ile ilişkisi üzerinde durmakta. sanatın en temel öğelerinden biri olan "estetik"e geniş yer verilmiş. zaten kitabın alt başlığı da "estetiğe giriş" adını taşıyor. kitap birkaç bölüme ayrılmış. her bölümde sanatın çeşitli kolları**** genel olarak tasvir edilmiş. daha sonraki bölümlerde ise sanatın felsefe ile olan tatlı sert ilişkisine yer verilmiş. yazar burada bir bakıma "sanatın savunulucuğu"nu* üstlenmiş. temel olarak yazar, sanatı "hayatı anlayan zekanın onu en ilgi çekici, en güzel şekillere sokması" olarak tanımlıyor.
oldukça kolay okunan bir kitap. ileride "sanat tarihi" bölümünde okumaya niyetli olanlara başlangıç olarak tavsiye edebilirim.
kitabın konusuna gelince; sanat ve sanatın hayat tecrübesi, medeniyet ve felsefe ile ilişkisi üzerinde durmakta. sanatın en temel öğelerinden biri olan "estetik"e geniş yer verilmiş. zaten kitabın alt başlığı da "estetiğe giriş" adını taşıyor. kitap birkaç bölüme ayrılmış. her bölümde sanatın çeşitli kolları**** genel olarak tasvir edilmiş. daha sonraki bölümlerde ise sanatın felsefe ile olan tatlı sert ilişkisine yer verilmiş. yazar burada bir bakıma "sanatın savunulucuğu"nu* üstlenmiş. temel olarak yazar, sanatı "hayatı anlayan zekanın onu en ilgi çekici, en güzel şekillere sokması" olarak tanımlıyor.
oldukça kolay okunan bir kitap. ileride "sanat tarihi" bölümünde okumaya niyetli olanlara başlangıç olarak tavsiye edebilirim.
simulacres et simulation
kurgunun, bir başka kurgu aracılığıyla nasıl gerçek olarak kabul edildiğinin gösteren kitap.
şöyle ki: disneyland herkesin bildiği gibi bir fantazi dünyasıdır. oraya çocuklar götürülür. burada kişiye verilen mesaj "disneyland sahte ve kurgu olandır, disneyland'i gerçek olanla sadece bir çocuk karıştırabilir, sen bir yetişkinsin ve gerçeğin ne olduğunu biliyorsun." böylece sözde gerçek insana kabul ettirilir. halbuki insanın yaşadığı yer de bir kurgudur.
KAFKASK BEKARBÖCEK
" başkalarının haksız zorbalıklarından elden geldiğince uzağa kaçıp görünmeyerek yakayı sıyırmaktan başka yol yoktur. küçülerek, küçülüp bir böceğe dönüşerek başkalarını sevgisiz davranışlarda ya da öldürme eylemleriyle suçlu duruma düşürmekten kaçınmak gerekmektedir; o iğrenç alışkanlıklarıyla insanın yakasını bırakmayan başkalarının elinden, insan onları gereksinmez bir konuma ulaşmakla kurtulabilir ancak ne var ki, böyle bir tutum izlemeye en az olanak sağlayan bir şey varsa, o da evliliktir. ister istemez her an hazırda bulunma zorunluğu vardır evlilikte, günün bir bölümünde, gecenin bir bölümünde, karşıdaki eşine uygun düşen, değişmez bir büyüklükte hazır bulunmak; yoksa bir evlilikten söz açılamaz "
- Elias Canetti, Öbür Dava Kafka'nın Felice'ye Mektupları Üzerine, sayfa 46-47.
kleopatra:
- bekarlık sultanlıktır.
augustus:
- benden ırak olsun mısır'a sultan olsun.
- Elias Canetti, Öbür Dava Kafka'nın Felice'ye Mektupları Üzerine, sayfa 46-47.
kleopatra:
- bekarlık sultanlıktır.
augustus:
- benden ırak olsun mısır'a sultan olsun.
ALTINCI ŞEHİR & SIVAS
ahmet turan alkan'ın sıvas'ı anlattığı "altıncı şehir" kitabını okudum. memleketim olmasının yanısıra ahmet hamdi tanpınar'ın "beş şehir"indeki illerin klasmanında olması beklentisiyle okudum biraz da kitabı. ancak kitapta anlatılanlar sıvas'tan ziyade arkaplanda sıvas'ın olduğu otobiyografik tespitler. hatta kitap, sıvas'a özel ad ve yerlerin üzeri kapatılarak okunduğunda alelade bir anadolu şehrinin anlatıldığı açıkça belli. bunu kitabın sonundaki yazıda yazar da itiraf ediyor. ama yine aynı yazıda yanıldığı bir konu var. o da kitabın bir nostalji niteliği taşımadığı konusu. halbuki kitap baştan sona yitirilen eskiye dair homurdanmalarla dolu. halbuki ahmet hamdi tanpınar kendi kitabının sonunda beş şehre dair anlattıklarının hesabını çok iyi veriyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






